-spoiler-
Bazı kitaplar vardır, bittiğinde hikayeyi değil de hissettirdiklerini taşırsın yanında. Benim için Gurur ve Önyargı tam olarak böyle bir kitaptı. Belki de bu yüzden onu klasik bir “kitap incelemesi” gibi değerlendirmem zor geliyor; çünkü okurken daha çok insanların birbirine nasıl baktığını, nasıl yanlış anladığını, nasıl değişebildiğini hissettim.
Bu kitap aynı zamanda benim ilk “mutlu son” deneyimimdi. Genelde okuduğum hikayelerde insanın içinde bir burukluk kalır ama burada ilk kez bir şeylerin gerçekten olması gerektiği gibi yerine oturduğunu hissettim. Bu yüzden kitabın sonu beni şaşırtacak kadar huzurlu hissettirdi.
Jane Austen’ın karakter yazımı gerçekten inanılmazdı. Özellikle Elizabeth Bennet benim gözümde çok canlı bir karaktere dönüştü. Gururlu ama kibirli olmayan, güçlü ama kırıcı olmayan bir tarafı vardı. İnsanların ne düşündüğünden çok kendi doğrularına göre hareket etmesi beni ona hayran bıraktı. Bir yandan da Jane’in iyimserliği ve zarifliği beni çok etkiledi. Onun iyi niyetinde kendimden parçalar buldum. Dünyaya karşı hala nazik kalabilen insanları seviyorum galiba... Jane de tam olarak öyleydi. Kendisiyle çok yakın arkadaş olurduk.
Darcy ise başta uzak ve sert görünse de kitabın ilerleyen bölümlerinde aslında ne kadar derin biri olduğunu gösteriyor. Bence onu etkileyici yapan şey sadece romantik bir karakter olması değil; değişebilen biri olması. Elizabeth’i gerçekten dinlemesi, kendini sorgulaması ve duygularını ağır ağır göstermesi çok gerçek hissettirdi. Aralarındaki ilişki de bu yüzden güzeldi. Her şeyin hemen olmaması, yanlış anlaşılmalar, gururlar, uzun bakışmalar… Hepsi ilişkiyi daha güçlü yaptı. Aralarındaki çekim çok yoğun olmasına rağmen Austen bunu bağırarak değil, ince ince hissettirerek yazmış.
Kitabın en rahatsız edici ama