spoiler
Baktım ki satırlarının üzerinden geçmeye fosforlu kalemim dayanamayacak, sayfaların numaralarını işaretlediğim bir kitap oldu. Doğrusu benim için bir ilkti. Kitabı bitirdiğimde ise “Bu aşk mıydı yoksa bir takıntı mı?” diye üzerine derin derin düşündüm ama hala bir yanıt veremiyorum. İki seçenek için de fazlasıyla nedenlerim var. Nedenleri hakkında yazmak istiyorum tabii ama yalnız aşk veya takıntı üzerine konuşulacak bir kitap olduğunu asla düşünmüyorum.
Öncelikle kitap gerçek bir hikayeye tamamıyla dayalı değildir. Hakkında çok bir şey bilmediğim kitabı okurken “Milena’ya Mektuplar” gibi gerçek mektuplar veya bir çeşit günlük düşüncesiyle okuyordum. Meğer Goethe’nin biraz otobiyografik biraz da kurgusal bir romanıymış. Yani tamamen bir kurgu da sayılmaz.
Betimlemeler muazzam kaleme alınmış. Bazen anısı olan bir şarkıyı dinlediğimiz zamanlarda, sanki o ana gider gibi hissederiz ya hani… kışın dinlediğimiz o şarkıyı, yazın dinlesek bile o kışı hissettirir gibi olur. Böyle şarkılar çok güçlü şarkılardır, insan beynine resmen bir başkaldırı yapar ve kendi istediğini yaşatır. İşte bazı kalemler de böylesine sağlamdır. Ve bu roman başından sonuna kadar kesinlikle bu tarife uygun bir biçimde kaleme alınmış. Mekanlar, mevsimler bir kenara dursun Werther’in acılarından, sevinçlerine tüm duygularını yüreğimde hissettim.
Ve iliklerime dek hissettiğim esas duygu aslında edebiyatın gücü oldu. Duygusal zeka, farkındalık ve dolusuyla edebiyat. İnsan bunları bir kere tattığında, ömrünün sonuna dek bir yük gibi taşıyor. Werther da onlardandı. Ve aslında Lotte’den önce de o aslında çoktan ölmüş biriydi. Uzaklaşmak istiyordu, kaçmak istiyordu hayatına bir anlam bulmak ve bir şeyleri sevmek istiyordu. Başta bunu doğayla denedi, doğayı sevdi. Onları resmetme ve betimleme
-Aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,
Üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;
Ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci?
Hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.
İyi nişan alırdı kendini asan zenci,
Bira içmez ağlardı, babası değirmenci,
Sizden iyi olmasın, boşanmada birinci…
-Çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen.
Yarım yamalak, bozuk
Vakitsiz yollanmışım şu boğucu dünyaya
Yarım bile denemez buna
Ben öylesine eksik ve aksak kalmışım
Ki doğa bana hile yapmış, aldatmış sanki
Yarım yamalak
Bozuk ve vakitsiz yollanmışım şu boğucu
Dünyaya ben öylesine eksik
Ve öyle aksak kalmışım ki köpekler
Bile havlıyor bana ah yapma, bunu yapma