burada yazdığım ilk review. tam olarak nasıl başlamam gerektiğini bilmiyorum ancak başlayalım bakalım.
kitap, ana karakterimiz ve anlatıcımız oliver'ın 10 yılın ardından hapisten çıkması ve her ne kadar onu bir cinayetten ötürü hapse atsa da asla oraya ait olduğuna inanmayan dedektif colborne'un söz konusu cinayet hakkında gerçekleri öğrenmekte diretmesiyle başlıyor. bu kısımdan sonra akış neredeyse tamamen flashback şeklinde ilerliyor. 460 küsur sayfa boyunca oliver ve birlikte son sınıf tiyatro öğrencisi olarak prestijli bir konservatuvarda eğitim gördüğü 6 yakın arkadaşının yokuş aşağı son hızda ilerleyen, yer yer nefesimizi kesen, yer yer stresten terleten hikayesini okuyoruz.
kitabın bende bıraktığı izlenimi özetleyecek olursam, yıllardır aradığım şeyi okudum diyebilirim. favori filmlerinizin arasında dead poets society, kill your darlings, total eclipse vb. varsa, shakespeare'i seviyor veyahutta hiç değilse ona ilgi ve merak duyuyorsanız tebrikler, siz de aradığınızı buldunuz. iskeleti shakespeare'in oluşturduğunu söylersem yalan olmayacaktır. bolca alıntıyla karşılaşmanın yanı sıra sahnelerin zihne tüm canlılıklarıyla yansıyan tasvirleri, karakterler arasındaki ilişkilerin kaçınılmaz bir şekilde magmaya doğru ilerlemesi, değişen dinamiklerin gözlemlenebilitesi, akıcılık ve tabii ki kalem, merak unsuru olsun benden tam puan alan bu eser uzun yıllar boyunca üzerimdeki etkisini de sürdürecektir, buna eminim. insanların yorumlarına bakılacak olursa öldürülen kişiyi de, katili de çoğu okur tahmin edebildiğini söylüyor ancak bende bu şekilde gerçekleşmedi. ne zaman birinden emin olsam bir başka karakter kuşkularımı üzerine çekti, sayfalar boyu böylece sürüp gitti ve ne zaman olduğunu fark etmeden kitabın sonundaki yazar notuna vardığımı gördüm. ha, eğer ki söz