Oz Büyücüsü'nü bir çocuk masalı olarak okumaya başlamıştım. Dorothy, bir hortumun etkisiyle Kansas'tan Oz Ülkesi'ne savruluyor. Orada kötü bir cadının ölümüne neden olduktan sonra yeniden evine dönebilmek için Oz Büyücüsü'nü bulmak zorunda kalıyor ve böylece yolculuk başlıyor.
Fakat bu yolculuk ilerledikçe masalın asıl gücünün büyüde, cadılarda ya da fantastik olaylarda değil; karakterlerin içinde saklı olduğunu fark ettim.
Dorothy'nin ilk yol arkadaşı olan Korkuluk, bir beyne sahip olmak istiyor. Kendini akılsız sanıyor. Oysa yol boyunca Dorothy'nin karnını doyurmak için yiyecek bulmayı düşünebiliyor, karşılaştıkları sorunlara çözümler üretebiliyor ve tehlikeler karşısında mantıklı davranabiliyor. Beyni olmadığını düşünen kişi, aslında aklını en çok kullananlardan biri oluyor.
Sonra Teneke Adam çıkıyor karşımıza. Bir zamanlar insan olan Teneke Adam, yeniden bir kalbe sahip olmak istiyor. Çünkü hissedemediğine inanıyor. Fakat grubun en merhametli, en duyarlı üyesi de yine o. Bir böceği incitmekten üzülüyor, arkadaşları için kaygılanıyor, başkalarının acılarına ortak oluyor. Kalbi olmadığını söyleyen kişi, kalbin ne olduğunu herkesten iyi biliyor.
Ve Korkak Aslan... Ormanın kralı, bütün hayvanların korktuğu aslan cesaret arıyor. Kendini korkak görüyor. Ama korkmasına rağmen arkadaşlarının yanında duruyor, tehlikelere rağmen yoluna devam ediyor. Belki de cesaret korkusuz olmak değil, korkuya rağmen yürüyebilmektir.
Bu karakterleri okurken ister istemez günümüz insanlarını düşündüm. Beyni olduğu hâlde düşünmeden hareket eden insanlar yok mu? Kalbi olduğu hâlde başkalarını kolayca incitenler? Güçlü ve heybetli görünmesine rağmen korkularının arkasına saklananlar? Ya da tam tersine, sahip olduğu güzellikleri göremeyen, kendisini eksik sanan insanlar?
Belki de hepimiz biraz