Güzellik değerlidir, ama ben daha önce değerini hiç bilememişim. Güzelliği anlamsız bir şey, şiirden ve akıldan yoksun, sadece güzellik olarak kabul etmişim. Güzellik hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Oysa şimdi biliyorum, daha doğrusu öğrenmeye başlıyorum. Şu çimler, artık onların neden çim olduğunu, güneşin, yağmurun ve toprağın gizli kimyalarıyla onları bu hale nasıl getirdiğini bildiğim için daha güzel geliyor. Çünkü çimlerin hayat hikâyesinde büyük bir romans var ve hatta, evet, macera da var. Bunu düşünmek bana heyecan veriyor. Kuvvetin ve maddenin karşılıklı oyununu ve müthiş mücadelesini görünce, çimler üzerine bir destan yazabilirmişim gibi geliyor."
Yabancı bir kentteyim. Benim olmayan bir evde, yabancı bir masada yazıyorum. Aslında bana ait bir evin ya da bir masanın dünyanın hiçbir köşesinde bulunamayacağının bilincindeyim. Bunun çoktandır bana acı vermediğinin de... Oysa hiçbir kent yeterince yabancı değil. Ağaçlar aynı ağaçlar, beton aynı beton. Belki, diyorum kendime, bu kez olmak istediğin yerdesin. Artık ara istasyonları sevmeyi öğrendin. Bu kaybolmuşluk hissinin tadını çıkarmalısın. Kimliksizliğin -ne ölçüde mümkünse bu!- yarattığı hafifleme baş döndürücü, hem sıradan, hem olağanüstü. Belleğin tıpasını hafifçe aralayarak, geçmişin usul usul dışarı sızmasına olanak tanıyor, böylece yeniliklere, gelecek düşüncesine yer açıyorum.