Yabancı bir kentteyim. Benim olmayan bir evde, yabancı bir masada yazıyorum. Aslında bana ait bir evin ya da bir masanın dünyanın hiçbir köşesinde bulunamayacağının bilincindeyim. Bunun çoktandır bana acı vermediğinin de... Oysa hiçbir kent yeterince yabancı değil. Ağaçlar aynı ağaçlar, beton aynı beton. Belki, diyorum kendime, bu kez olmak istediğin yerdesin. Artık ara istasyonları sevmeyi öğrendin. Bu kaybolmuşluk hissinin tadını çıkarmalısın. Kimliksizliğin -ne ölçüde mümkünse bu!- yarattığı hafifleme baş döndürücü, hem sıradan, hem olağanüstü. Belleğin tıpasını hafifçe aralayarak, geçmişin usul usul dışarı sızmasına olanak tanıyor, böylece yeniliklere, gelecek düşüncesine yer açıyorum.
Dünya binlerce kültürlü bir çiçek bahçesidir.
Bu çiçek bahçesinden bir kültür yitecek olursa bir rengini, bir kokusunu yitirir.
Bir kültürün ölmesi, bir ülkenin ölmesi kadar tehlikeli bir şey, çünkü insanlığın bir parçası gidiyor.
Bu devirde bölünmek değil, bütünleşmek önemli...