Aybala

“Bir resim binlerce kelimeye bedeldir” diye eski bir söz vardır. Bilinçaltının, zihinde tutulan ve inançla desteklenen her resmi hayata geçireceği gerçeği vurgulanmalıdır: Öyleymişim gibi davranıyonım ve öyle oluyorum”
Sayfa 91·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“Dileğim oldukça basit ve dolaysızdı. Bedenim ve bütün organlarım, bilinçahımdaki Sınırsız Zeka tarafından yaratıldı. O, beni nasıl iyileştireceğini biliyor. Onun bilgeliği bütün organlarımı, dokularımı, kaslarımı ve kemikleri- mi şekillendirdi. İçimdeki bu sınırsız iyileştirici güç varlığımın her hücresini dönüştürüyor; beni eksiksiz ve kusursuz kılıyor. anda içimde gerçelcleştiğini bildiğim iyileşme için teşekkür- lerimi sunuyorum. İçimdeki yaratıcı zeka harikalar yaratıyor. Bu basit dileği, günde iki ya da üç kez beşer dakika süreyle yüksek sesle tekrarladım. Üç ay kadar sonra, cildim tamamen iyileşmiş, kusursuz olmuştu. Hastalık geçmişti. Doktorum şaş- kına döndü, ama ben ne olduğunu biliyordum. Bilinçaltıma iyi- lik, güzellik, kusursuzluk konusunda hayat dolu iletiler gönder- miştim. Bunlar, bilinçaltımdaki sorunlara neden olan olumsuz imge ve kalıpları dışarı atmıştı. Zihninizde denge oluşmadığı sürece, bedeninizde hiçbir şey gerçekleşmez. Zihninizi sürekli olumlu fikirlerle besleyerek de- ğiştirirseniz, bedeninizi de değiştirebilirsiniz.
Sayfa 56·Kitabı okudu
Psikoloji
Sanırım hiçbir zaman insanoğlunun doğasını anlayamayacağım. Bize yıllarca anlatılanın tersine insan iyi ve üstün bir varlık değilmiş.. Kötü olduğu için iyiliği bu kadar zor benimsiyor belki de . İnsanları gerçekten görebilmeyi öğrenmek zorunda olduğunuz bir yaşam sürdüyseniz artık kimseyi sevemiyor,kimseye güvenemiyor ve kimsenin masumiyetine inanamıyorsunuz. Eskiden okuduğum kitaplarda olaylardaki masumiyetin gerçekliğine inanırdım fakat gerçek yaşam o kadar acımasız ki.. herkes doğru olduğunu iddia ediyor fakat biraz sorgulayınca anlatan kişinin en az karşıdaki kadar hatalı olduğunu görüyorsunuz. Artık kimse gerçek bir adaleti savunmuyor. Herkes kendi beyninde yarattığı dine ve tanrıya inanıyor. Kendi yarattıkları mahkemede kendi istedikleri gibi herkesi idam sehpasına yolluyor. Ne olursa olsun bu düzene hiç ayak uyduramıyorum. Ne yaparsam yapayım.. çocukluğumdan beri kendi aileme dahi karşı gelip hep objektif hakikatli bir adalet anlayışım olduğuna inanarak yaşadım. Kendi hatamı kabul edip bedelini ödediğim çok zaman oldu fakat kendi yarattığı adalet ile övünen bir toplumda gerçekten adaleti savunan biriyseniz hatanızı üstlendiğiniz an kendi hatalarını da sizin üzerinize yıkan insanlar görmeye başlıyorsunuz. “Salak işte “ diye etiketlenmediğiniz bir ortam doğruyu savunduğunuz için dışlanmadığınız bir grup olmuyor. Bu yüzden hiç gerçek bir arkadaşım olmadı. İnsanlar buna fikirlerimiz uyuşmuyor dedi hep ama insanlar doğru olanla uyuşamıyordu yıllardır bende bunu 30 yaşımda anladım. Şimdi ise hiçbir çaba gelmiyor içimden.. Ne kimse ile dost,arkadaş olmak istiyorum nede kendi menfaatine adalet zanneden insanlarla basit sohbetler edecek kadar boyun eğebiliyorum. Bazen yalan söylemek gerekiyor galiba.. iftira atmak,çekiştirmek,hak yemek ve en çok kendi hakkını düşünmek.
Düşünce
İnsanların,kendi menfaatleri için ne kadar çirkinleşebildiğini gördükten sonra onlara eskiden bakabildiğim gözle bakamıyorum. Onlarla zoraki ilişki kurduğumuz her an ,içten içe inkar etsekte,o çirkinliklerini hiç görmemişiz gibi davranmamız bekleniyor. Yetişkin olduğumu anladıktan sonra beni en çok zorlayan konu bu oldu.. Toplumun kirli olduğu halde temiz olduğunu iddia etmesi ve temizliği savunması..
Düşünce
Bize korkmayı,susmayı,çekinmeyi,bacak üstüne atmamayı,sesli gülmemeyi ,nerede ne giymek gerektiğini öğrettiler ama nasıl yaşanması gerektiğini kimse öğretmedi. Tabulara inandırıldık ,kalıplaşmış fikirlere sıkıştırıldık ama kimse bize dışarıda başka bir dünyanın olduğunu anlatmadı. Herkese oluk oluk gülücük taşırken kendimize somurtmanın kötü birşey olduğunu kimse söylemedi. Başkasına elmanın iyisini verirken kendimize kurtluyu layık görmenin kötü olduğunu kimse söylemedi. Halbuki her birimiz en az diğerimiz kadar değer görmeyi hakediyordu. En çokta kendimiz tarafından nasıl sevilmemiz gerektiği.. Başkasının kul hakkından kaçınırken hep kendi kul hakkına giren ve tüm bu yaşanmamışlığın ve değersizliğin hırsını yine kendisinden çıkaran insanlar olduk.. Kaçımıza sürekli fedakarlık yapmanın yanlış olduğu söylendi? Bize bu edep ahlak satan tüccarların kaç tanesi bizleri sofralarında gülümseyerek ağırladı.. Suçluluk duymamızdan haz duyan bu güruh ne zaman cenneti haketti de bizlere cehennemi layık gördü? Öncekiler onca kötülüğe rağmen bu kadar içiçeyken biz bu kadar farkındalık ile neden evlerimizde yapayalnız kaldık? Onlar en dar gününde bir dost bulurken biz telefonun ucuna bir basit arkadaş bile sığdıramadık. Öncekiler aşk diye bir duyguya gönülden inanırken biz ise sadece basit okb semptomları diyerek travmaya indirgedik ,onlar ev almayı başarı sayarken biz dolap dolap kitap ,evrak evrak diploma biriktirirken neden başarı hissedemedik. Öncekilerin narsisti depresifi bile hayatta tutunuyordu ama biz herşeyimize rağmen herşeye veda etmeye hazırız.
Düşünce