Bugüne kadar neredeymişim, neden okumamışım hiçbir fikrim yok. Hayatımın aşkı bana bu kitabı hediye etmemiş olsa muhtemelen okumak için yine geç kalacaktım. Yüreğim cız etti, ah Zeze… Dünya senin gibiler için bir cehennem!
Her çocuk, her koşulda şefkate muhtaçtır. Bir fidanın büyümesi için su ne kadar gerekli ise, bir çocuğun büyümesi için de şefkat gereklidir. Şiddet ile değil, iyilikle; korku ile değil doğrusunu anlatmakla bir çocuk yetiştirilir. Ebeveynler sosyal yaşamdaki sıkıntılarını ev içine taşımamalı, özellikle çocuğuna yansıtmamalı. Ki gelişim çağındaki bir çocuk sizden dertleriniz ve sıkıntılarınızla karabasanlara boğulmayı değil, başının okşanmasını bekler.
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2023275,2bin okunma
Anna... Sana karşı duyduğum öfke son sayfalarda yerini acımaya bırakmış olsa da sen kendi kendinin kurbanı oldun. Böylesine güçlü bir ruhun olmasına rağmen düştüğün zayıflık için seni affetmeyeceğim...
Anna'nın zihninde kopan fırtınaları büyük bir ustalık ve yüreklilikle "yazdığı" demiyorum çünkü bu çok aşağı kalır; âdeta resmini çizdiği için Tolstoy'un psikolojik analizine hayran kaldım. Belirtmeli ki salt aşk, ihanet ve evlilik müsellesinde dönen bir eser değil. Toplum, genel irade, ahlak yasaları ve din konularında Tolstoy'un kendiyle tartıştığı ve öyleki hakikate ulaşma coşkusunu hissettiğimiz bir eser. Okuması yer yer zorlasa da genel itibariyle akıcı bir kitap idi.
Peçorin… İnsanlar mı kötü kalpliydi yoksa Peçorin mi? İnsanlar mı onu böyle hırçınlaştırmıştı yoksa en başından dünyaya sitemkâr mıydı? İkisinin de payı var esasen, tüm yükü bir tarafa yüklemek adaletli olmaz. Çünkü Peçorin’e göre değildi bu dünya, sıradan bir hayat biçilemezdi ömrüne. Her insan gibi düz bir yol değildi düşlediği, yer yer çukurlu ve yokuşlu bir yoldu onunkisi. Çabalamasa, diğer insanlar gibi olacaktı; o da çabalamayı seçti, başına bela açacak olmasına rağmen. Tutku arıyordu, heyecan arıyordu; ufacık yaşam belirtisi arıyordu bedeninde. Kendi çukurunu da yokuşunu da kendisi yarattı. Hem insanlar onun tutkulu ruhunu anlamadı hem de bu dünya dardı ona. Yoldan yola savursa da kendini, yine dardı. Ölmek korkutucu gelmiyordu ona, ölmeyi dileyecek kadar kayıtsızdı hayata. İnsanların canını yaktığında, kendi buz kesmiş canını hissediyordu o. Yaşadığını hissettiriyordu ona verdiği acı. Sanki intikam almak istiyordu tüm insanlardan hırçınca: Beni neden anlamadınız, dercesine…
Biricik, zavallı Raskolnikov!
Gözlerindeki ateş ile tüm dünyayı yakıp kavuracak kadar cesur fakat yandığında kaçıp gidecek kadar da korkak bir genç! Neden mi korkak? Evet, bu sorunun cevabını verebilmek epey güç, bir o kadar da basit olsa gerek... Bir Napolyon olmak istedi, başarmayı; o tacın ona da giydirilmesini istedi. "Başarsaydım, bana da taç giydireceklerdi," diye o kederli ruhunda serzenişleriyle bir başına kalmasının sebebi de buydu. Yoksa insanlar mı nankördü? Değmiyordu insanlara, değil mi? Oysa o bir biti öldürmüştü, insanlara zarar veren bir biti! Öyle ki insanların nankör çehrelerini görmeye dayanacak gücü bulamadığından mı korkaktı? Neden dokunmamıştı o paralara? Neden öylece büyük bir taşın altına gizlemişti cüzdanı? Hem de içine bakmaksızın!
Raskolnikov bir savaş içerisindeydi, hem de azılı bir düşmanla... Kim olduğunu tahmin edersiniz: Kendisi ile. Pekâlâ bu cinayeti sonsuza dek gizleyebilirdi, çok zeki bir gençti. Paraları da güzelce harcar, üniversitesine devam eder ve geleceğine bir kibrit yakabilirdi. Zeki olmadığından mı prangalandı? Elbette hayır! Dayanamadı, pişmanlık duyduğundan da değil: Anlaşılamadığından.
Suçlu muydu yoksa suçsuz mu?
Nasıl oluyor da dünyayı hareket ettirenler, ettirirken nice insanları varoldukları toprağa geri döndürüyorken, yine tüm insanların gözünde bırakın suçlu olmayı; oldukça yüce oldukça önemli şahsiyetler oluyor? Hatta insanların onların itaati altında, yönetilmeyi boynu bükük beklemesi demek midir ki doğaları gereği? Eh, o zaman olağanüstü insanlar nasıl olağanüstü oluyorlar peki? Rastlantı sonucu mu? Muhtemelen. Rastlantı, tesadüf. O hâlde Raskolnikov ya aceleci davrandı ya da şanssızdı. Ama insanlar için çabalamaya değmezdi, tıpkı Sonya'ya söylediği gibi.
Raskolnikov'un insanları iki grupta incelediği
Az önce bitirdiğim; aşk, savaş ve çocuk psikolojisi müsellesinde yazılmış enfes bir roman... Çocuk psikolojisi diyorum zira her ne kadar on üç yaşında doğru ve yanlışı birbirinden ayırt edebilecek düzeyde olunsa da yerli yersiz düşüncelerle kendini sivriltme ve öne çıkarma isteği duyan Briony’nin bir aşkı mahvedişi çocuk psikolojisi kapsamında değerlendirilebilecek bir husus. Bunun yanısıra kitabın ikinci kısmında McEwan’ın genişçe yer verdiği İkinci Dünya Savaşı... Okurken siz de stukalardan kaçıyor, paltonuzun cebindeki malum mektuptan denize ulaşmak için güç alıyorsunuz: “Seni bekleyeceğim, geri dön.”
Savaş kısmını okurken çoğu zaman aklımdan tek düşünce geçti: Neden? Annem daima der ki, hepimiz bizlere biçilmiş bu gökyüzünden bir tutam nefes almaya geldik dünyaya...
Neden, dedim bir defa daha. Sessizlik. Dünyanın kanunu, bu durumda savaşın yaşanmaması pek mümkün değil.
Toparlayacak olursam hakikaten enfes bir romandı. Yazarın kalemini ilk okuduğumda benimseyememiştim ancak ilerleyen sayfalarda yazarın zihnine inebildim. Sonrası çorap söküğü gibiydi zati.