Dinle yaşamanın ne olduğunu
bilemiyorduk, inanca akıl yoluyla ulaşılamayacağına göre bilemezdik
de; insanın bir kenara atılabileceğine inanamıyor, bu açıdan düşününce
kendimizi nereye koyacağımızı da bilemiyorduk; bu durumda sahip
olduğumuz ruh, hayatı estetiğin gözüyle seyretmekte işe yarayabilirdi
ancak. Böylece, dünyaların cafcaflı görüntüsüne yabancı, ilahî olana
ilgisiz, insanı hor gören bireyler olarak, kendimizi, boşu boşuna, beyin
sinirlerimize uygun düşen karmaşık bir Epikürosçuluğun bağrında
serpilmiş amaçsız duygulara bıraktık.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ben ne olursa olsun ait olduğu
ortamın hep kıyısında duran ve yalnızca bir parçası olduğu kalabalığı
değil, aynı zamanda yanı başındaki büyük boşlukları da
görebilenlerdenim.
Onun başına, başkalarının da (belki de
kim bilir, herkesin) başına gelen gelmişti: Hayatındaki beklenmedik
olaylar, içgüdülerine göre, içgüdülerinin çizdiği yolda şekillenmişti – hiç
kıpırdamamak, hayattan kopmak yönünde.