“Aralıksız mücadele ettiği halde yüreğinden koparıp atamadığı tek şey, umutsuzluk derecesine varmış olan Anna’yı sonsuza dek yitirmiş olma üzüntüsüydü. Şimdi kocasına karşı kefaretini ödeyip, Anna’dan vazgeçmek ve bir daha hiçbir zaman pişmanlık içindeki Annayla kocası arasında girmemek zorunda olması yüreğinde kesin bir karara bağlanmıştı; ama Anna’nın aşkını yitirme üzüntüsünü yüreğinden söküp atamıyor, Anna’yla tanıdığı, o zamanlar pek az değer verdiği, şimdi bütün güzelliğiyle kendisini izleyen mutluluk dakikalarını belleğinden silemiyordu.”
“Sen! Söylemeye çalıştığın şey Tanrının var olduğu mudur?” Diye sordu.
“Bilmiyorum.”
“Ne dedin?”
“Bilmiyorum,dedim. Tanrıdan kastın evrenin dışında bilinçli bir varlık anlamına geliyorsa, onun var olup olmadığını bilmiyorum. Bilim olumlu ya da olumsuz bir kanıt sunmadı,”
“Kendi kendine “şimdi buna sahibim, bu yüzden de mutluyum” demesi gerekirken tam Viktoria çağına özgü bir şey söylüyordu: “Buna sonsuza kadar sahip olamam, bu yüzden de üzgünüm.’”