Zamanın kendisiyle köprüde karşı karşıya gelince, sudan ilk çıkanın hayatta kaldığını öğrendim. Bu yüzden köprüden geçmeyi değil, okyanusu aşmayı hedeflemeliydi insan.
Zaman karşınıza ummadığınız insanlar çıkartabiliyordu. Ona karşı koymak ya da verdiğini almamak gibi şansınız olmuyordu çünkü hepimiz zamanın çarmıhına gerilmiş birer kurbandık.
"Bunu yaptın, kötü birisin," falan filan. Insanların çoğu hiçbir bok bilmiyordu ve kendi günahlarını sürekli şeytana iteleyip duruyordu. Acaba Tanrı da yarattığı kulları yoldan çıkarken, sorunun yaratılışlarında olduğunu hiç düşünüyor muydu yoksa o da her şeyden şeytanı mı sorumlu tutuyordu? Evet, insanların yaptığı tam olarak buydu; kendi günahlarını başkalarının günahlarıyla örtmek ve o günahı işlemediği için önce şükredip sonra tanrılarından istedikleri başka şeyleri daha dilenmek. Maneviyata önem veren biriydim ama bir şeyi istiyorsanız gidip türbelerden dilenmeyi hak etmiyordunuz, bir şeyi gerçekten istiyorsanız onun için savaşmalıydınız. Kaybedeceğinizi bile bile, çünkü uyarmalıyım ki Tanrı sizi dinlemiyor, Tanrı sadece şeytanı izliyor.