düşünüyorum da ben olduğum için mi var o da, yoksa o olduğu için mi var oluyorum ben? —kendimize en uzak sandığımız şeylere ne kadar da yakınız aslında
kentteki yüzlerce, binlerce evin oturma odasında, tam da o an, sayısız televizyon programı izleniyor olmalı. spikerler, kahkahalar, abartılı makyajlar, zoraki yanıtlar... kimse farkında değil yaşadığının. modern panayırlardan farksız olan alışveriş merkezlerinde, ışıltılı televizyon programlarında arıyorlar sonsuzluğu. başka başka insanlar olduklarını düşlüyorlar. her gün yavaş yavaş ölüyorlar oysa. edim eksikliği bu; amaçsızlık, boşvermişlik
umut kırıklığının salgın bir hastalık gibi yayıldığı, elimize yirmi dörder saat tutuşturup teker teker hepsini geri alan yaşam her türlü eylemi olanaksız kılıyor. bu olamaz yaşamdan beklenilen
içinde bulunduğum, beni çevreleyen canlı ve cansız nesnelerin ilgili ilgisiz tüm ayrıntılarını, hissettiğim ya da hissedebileceğim tüm duyguların derinlikli incelemelerini bir araya getirdiğimde gündelik yaşamdaki çelişkileri, anlamsızlıkları açığa çıkarabileceğimi düşünüyorum. peşinde koştuğum şey bir sıçrama. bulunduğum yerden daha öteye, karanlıkta kalan bilinmeyene doğru bir sıçrayış...