Kerem Işık

Kerem Işık

YazarÇevirmen
8.6/10
767 Kişi
·
2.243
Okunma
·
13
Beğeni
·
1.065
Gösterim
Adı:
Kerem Işık
Unvan:
Türk öykü yazarı ve çevirmendir.
Doğum:
İzmir, Türkiye, 1976
1976 yılında İzmir’de doğdu. Kimya Mühendisliği okudu. “Kaos” üzerine yaptığı tez çalışmasıyla Fizik yüksek lisansını tamamladı. Öyküleri Kitaplık, Varlık, Notos Öykü, Eşik Cini, Özgür Edebiyat dergilerinde yayımlandı. 2010 yılında yayımlanan ilk kitabı Aslında Cennet de Yok’un ardından 2012 yılında Toplum Böceği adlı kitabıyla Haldun Taner Öykü Ödülü’ne değer görüldü. Iskalı Karnaval kitabı 2015 yılında yayımlandı. Edebiyat ve ilgi alanı olan felsefeye dair yazılarını fırsat buldukça “Tek Kişilik Azınlık” başlıklı blog sayfasında sürdürmeye devam ediyor. Aynı zamanda çevirmenlik de yapan yazar, İzmir’de eşi Özlem ve kızı Öykü’yle yaşıyor.
http://www.tekkisilikazinlik.com
Ne zaman bir birey olarak üzerinizde "zorlayıcı", sizin tarafınızdan belirlenmemiş bir etki ya da bir şey görürseniz, işte o toplumdandır.
Kerem Işık
Sayfa 96 - Durkheim
Aklımda dört dönen düşünceleri biçimlendirip onlara kâğıt üzerinde hayat vermekten âcizim.
Kerem Işık
Sayfa 83 - Yapı Kredi Yayınları - 3. Baskı
272 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Toplum psikolojisi ve kişisel gelişim alanında okuduğum en iyi kitaplardan biri. Bi takım popüler ticari kişisel gelişim kitaplarının evrene pozitif enerji yolla,hayal et olsun tarzı umut sömürüsü yapan yavan ifadelerinin çok uzağında. Gerçekçi bir yaklaşımla yüzyıl insanının psikolojik tablosunu analiz ediyor ve hepimizin bildiği ama kolaya kaçıp basit çıkış noktaları aradığı psikolojik çıkmazdan kurtulmamız için neler yapabilirizi tartışıyor.

!900 lü yıllarda Freud nevrozların kökeninde bastırılmış cinsel dürtülerin bulunduğunu farketmişti. Sonraki yıllarda teknolojik gelişmeler ve kapitalizmin getirdiği rekabet ortamında, aşağılık kompleksi ve üstünlük arzusu nevrozlara neden oldu.

Bulunduğumuz dönemde ise insanların en büyük sıkıntısı yalnızlık ve boşluk duygusu. Benlik bilinci geliştiremeyen bireyler, kendini daha çok hissedebilmek ve benliğini bulabilmek için aşırı sosyal tavırlar içine girselerde boşluk duygusundan kurtulamıyorlar. İnsanoğlu böylesi bir boşluk duygusuyla uzun süre yaşayamaz.Eğer bir şeye doğru ilerlemiyorsa, amacı yoksa, kişinin yoğunlaştıramadığı potansiyel güç yıkıcı eylemlere dönüşür.Bunu farkeden kişi sürekli bir arayış içine girerek kendini kaybeder.Sonrasında istekleri fark yaratmayan insan istemekten vageçer ve tamda kapitalist otoritenin istediği benliksiz olduğu için toplumun ezberletilen genel amaç ve yaşam tarzına ait olur, yalnız olmaktan korktuğu için kalabalıklara sığınır.Kişi artık sadece sosyal çevrenin bir yansımasıdır. Benliğinin gerçek isteklerini bir yere hapseder ve ''Yabancı''( Albert Camus) laşır. Ne demiş Buddha
''Arzulayıp eyleyemeyen hastalık üretir''.

Benlik bilinci nedir?Kendini dışarıdan görebilme ve dengeleyebilme yetisidir.Kendini dışarıdan nasıl görüyorsun.İşte tamda bu noktada günümüzün en büyük sorunlarından biri var.

Aptallar kendinden son derece eminken, zekilerin ise sürekli şüphe içinde olması.

Benlik bilinci çaba ister.Kaygıyı, çatışmayı ve yalnızlığı çoğaltır. Bu çatışmayı ve yalnızlığı göze almamanın sonu ise Spinoza'nın dediği gibi kendini kaybetmektir.
272 syf.
·Beğendi·8/10
Piyasada bulunan yüzlerce/binlerce kişisel gelişim ve insan psikolojisi üzerine yazılmış kitap var. Pek çoğu kadim bilgilerin derlenmesi, filozofların fikirleri ve özellikle son dönemde "new age" akımı ile birlikte spiritüel düşüncelerin içi doldurulmadan insana sunulmasından ve idrak edilememiş evrensel bilgilerin aktarılmasından ibaret. Bu kitap, aynı zamanda varoluşçu bir psikolog olan Rollo May'ın konuları çok daha çağdaş ve günümüz insanına hitap edecek şekilde sunmasıyla diğerlerinden ayrılıyor. May bu kitapta boş umut vaad etmiyor. Bilimsel ve deneysel çalışmaları felsefe ile buluşturup, İnsanın nedenlerini, niçinlerini, seçimlerini ve sonuçlarını aktarırken bütün bu konularda aslında gerçek hakimiyetin insanın kendisinde olduğunu, kontrol edebilme, idare ve irade edebilme yeteneğinin her varlığın kendi içinde saklı olduğunu hatırlatıyor. Okunmaya değer olduğunu düşünüyorum...
272 syf.
·3 günde·8/10
Okuyan-us yayınları psikoloji serisinin “Boş Ayna” kitabından sonra okuduğum ikinci kitap. İnsan psikolojisinin derinliklerine inerken, Antik Yunan eserlerinden edebiyatın klasiklerine kadar bir çok esere atıfta bulunarak konunun anlaşılırlığını arttırmakla birlikte; o literatüre yabancı okuyucuyu biraz zorlayabilecek, ancak benim çok severek okuduğum bir kitap oldu. Psikolojiye ve kendini anlamaya meraklı herkesin sindirerek okumak isteyeceği bir kitap olacaktır. “İnsanın anlam arayışı” kitabını okumak için de sabırsızlanıyorum.
320 syf.
320 sayfa ne çabuk bitti...
Wardstone günlükleri 2. Kitap
1 günde bitirdim.
İlk kitaptan çok daha güzel. Olaylar çok güzel ilerliyor. Okumak çok keyifli . Seriyi hemen bitirmek istiyorum. Böyle kitapları seviyorum.

Spoiler var!
İlk kitaptan 6 ay sonrası ile devam ediyor.
Kitap Thomas ve hayaletin, Zehir adlı çok kötü bir düşmanla mücadelesini konu alıyor ve tabii ki olaylar Zehir'le sınırlı kalmıyor başka düşmanlar da var.
Hayaletin geçmişini çok heyecanlıydı.

Bu kitap macera dolu.
Kesinlikle tavsiye ederim, okumalısınız.♥
272 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Irvin Yalom’un akıl hocam diye bahsettiği Rollo May’i okumayı uzun zamandır istiyordum. Varoluşçuluğa olan ilgimden de olabilir belki ama kitap benim için çok sürükleyiciydi. Bu alana uzak olanlar için soyut kalabilir ama mükemmel titizlikle hazırlanmış bir kitap. O kadar fazla kitaplara, kuramcılara, filmlere, filozoflara vs. göndermeler var ki her şey açıklığıyla sergilenmiş durumda. Ben okurken çok fazla keyif aldım sizde de aynı etkiyi hissettirir umarım. Keyifli okumalar :)
272 syf.
·14 günde·9/10
Var olan psikoloji biliminin, günümüzdeki insanın ruh sağlığına uyarlanış biçimi gerçekten de çok tehlikeli. Neden böyle olduğunu açıklamaya çalışacağım.

Rollo May şöyle diyor: "Anlamsız ve sıkıcı bir işte çalışmanın yarattığı rahatsızlıktan kurtulmaya çalışan bir kişinin ifadesiyle, 'Sanki ben, ben değilmişim de bir başkasıymışım gibi çalışıyorum.' Bu gibi durumlarda yaptığımız işten 'milyonlarca kilometre ötede olduğumuzu, bir tür şaşkınlığa kapıldığımızı, rüyada veya uykuyla uyanıklık arası bir yerde durduğumuzu ya da sanki kendi benliğimizle şimdiki zaman arasında bir duvar olduğunu hissederiz."

Rollo May'in bahsettiği, insanın bu durumu psikoloji literatüründe "de-personalizasyon" olarak geçiyor. Nasıl da ciddi bir terim ama! Kendine yabancılaşan insan, içinde bulunduğu düzenin kendisine nasıl hükmettiğini bilemiyor, onun yerine bu yabancılaşmanın çaresini malesef, bu histen kaçmak için yapabileceği uyuşturan ne varsa onu almakta buluyor, her şeye kaldığı yerden devam edebilmek için. İnternette biraz araştırma yapmak yeter, depersonalizasyonun nasıl "tehlikeli" bir problem olduğunu anlamak için(!) Halbuki yaşadığımız acılar, ızdıraplar, "anormallikler" bizim ne kadar sağlıklı olduğumuzu göstermez mi? Yevgeniy Zamyatin "Biz" romanında şöyle diyor: "Ağrıyan göz, duymayan kulak, kanayan burun varlığını hissettirir. İnsan kendi varlığının farkındaysa hastadır." Kulağımız, gözümüz hiç ağrımasaydı, yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunu hiçbir zaman öğrenemezdik. Sonu, onları kaybetmemize varabilirdi. Öyleyse ağrımak ve farkında olmak kadar iyileştirici ne vardır? Bunu neden bir alarm, yaşamda değişmesi gereken bir şeylerin olduğuna dair bir işaret olarak ele almıyoruz da kendimizi düzenin karşısında "hasta" ilan ediyoruz?

...Bunu kullanan bir çok "sözde terapist", insanlara bu noktadan yaklaşmak yerine haftaları ve bazen yılları alan, ciddi mali kayıplara neden olan bazı terapiler uyguluyor(?) Bu tedavi değil, kişinin düzene karşı zaafları yoluyla kendine tabi kılmaktır. Elbette yaşadıklarımızın üstesinden gelemediğimiz kimi zamanlarda olaya dışarıdan bakacak bir göze, bir söze ihtiyaç duyabiliriz ama bu noktada insanın kendi terapistini seçmesi, en az kendi doktorunu seçmesi kadar, -en az bu kadar belki daha çok- önemli.

Vücudumuzun işleyişi, "ben" dediğimiz şeyin içinde yer alan savunma mekanizmalarından, görmezden gelebilen ve yerine narsistik öğeler yerleştiren savunmacı egodan çok daha akıllı, sezgisel. Ve her şeyin farkında olan tam da o. "Ben, ben değilim." gibi bir hissi ciddiye almayıp ne yapalım? Onu da diğer tüm güzel duyguları azad ettiğimiz gibi, yok sayıp türlü ilaçlarla, manipülasyonlarla öldürelim ve ruhumuzun tek bir yaşayan noktası kalmasın mı?

Rollo May, insanın, acısıyla, sızısıyla nasıl devam edeceğine dair yazıyor ve psikolojiyi indirgeme'den oldukça uzak diyebilirim.
272 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Kendini Arayan İnsan, Rollo May’in okuduğum ikinci kitabı. Bu gidişle tüm serisini okuyabileceğime inandığım bir yazar oldu kendisi. Daha çok bir psikoterapist gözüyle, kimi zaman sosyolog, kimi zaman da filozof gözüyle modern insanın yaşadığı içsel sıkıntıları irdeliyor. Okuyucu yatıştırmak yerine rahatsız ederek, ‘cesurca bir adım atmadan’ geleceğin de bugünle aynı olacağı konusunda uyarıyor okuyucuyu. Geçmişten gelen ve bilinçaltımızda kalıplaşmış şablonlara kapılarak yaşadığımız her anın; bizi cesurca bir adım atmanın, cesurca kendi özümüzü açığa vurmanın doğuracağı endişeden koruduğunu, bu endişeyle yüzleşmektense, eski kalıplarımıza bağımlı olarak yaşamayı sürdürdüğümüzü ifade ediyor.

Psikologların edebi metinleri bizim gibi sıradan okuyuculardan daha derin okuduklarını da kanıtlıyor Rollo May. Shakespeare, Goethe, Yunan Mitolojisi ve tiyatro oyunlarından yaptığı alıntıları serpiştirdiği kitabında, edebi metinlerdeki kahramanların davranışlarını çözümleyip günümüz sıradan insanın yaşadığı sıkıntılarla bağlantı kurarak çarpıcı yorumlar yapıyor.

Özgürlük gibi anlamı hakkında tartışmadığımız, fakat özgürlük dediğimizde herkesin aynı şeyi anlamadığı kavramları da irdeliyor Rollo May. Özgürlüğün ne olduğunu anlamak için önce ne olmadığına bakmak gerekir diyerek, özgürlük kavramını da derinlemesine tartışıyor. Ufuk açıcı ve biraz da rahatsız edici bir tartışma bu, çünkü özgürlükle sorumluluğun el ele dolaştığı bir portre çıkarıyor karşımıza. Rollo May’in kitaplarının rahatsız edici olmasının sebebi de bu. Asla rahat ve umarsız bir hayat resmi sunmuyor May; çatışmalarla, seçişlerle, inançla ve belirsizliğe rağmen, cesaret için cesaretlendirerek, sıradan insanın varolma serüveninin, savaş kahramanlarının hayatından daha kahramanca olduğunu ifade ediyor.

Cesaretle okunacak bir kitap.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Nevrotik endişe, doğanın bize çözmemiz gereken bir sorunumuz olduğunu gösterme yöntemidir. Aynı şey normal endişe için de geçerlidir; bu da bizi içsel gücümüzü toplayıp karşılaştığımız tehditle savaşmaya zorlayan bir kalk borusudur.”

“Faşist ya da Nazi totalitarizminin ortaya çıkmasının nedeni bir Hitler ya da bir Mussolini’nin iktidarı ele geçirmeye karar vermesi değil. Uluslar dayanılmaz bir ekonomik talep sürecine girdiğinde ve hem psikolojik hem de tinsel anlamda içleri boşaldığında totalitarizm oluşan bu boşluğu doldurur ve insanlar artık katlanılmaz bir hal alan endişeden kurtulabilmek için özgürlüklerini satmaya hazırdırlar.”

“Akıl sınıfta, duygular sevgiliyle vakit geçirirken, irade gücü sınava hazırlanırken, dinsel görevlerse cenaze ve paskalya günlerinde devreye girer. Değer ve amaçların bu şekilde kompartımanlara ayrılması kişiliğin bütünlüğünü son derece hızlı bir şekilde baltalar ve hem içsel hem de dışsal anlamda paramparça olan kişi ne yöne gideceğini bilemez.”

“Sanki her özgün sanatçı telaş içinde farklı diller deneyerek hangisinin kendi insanına biçim ve rengin müziğini en iyi şekilde aktarabileceğini bulmaya çalışıyor, oysa ortak bir dil yok. Picasso gibi bir dev bile kendi yaşadığı dönemde tarzdan tarza geçiş yaparak kısmen Batı toplumunun son kırk yıllık süreçteki değişken karakterini yansıtmış, kısmense okyanusun ortasındaki bir gemide telsizi kurcalayıp durarak kendi insanıyla konuşabilmesini sağlayacak dalga boyunu arayan bir adam gibi davranmıştır. Ama hem sanatçılar hem de geri kalanlarımız tinsel olarak ayrık ve şaşkın olduğumuzdan yalnızlığımızı örtbas edebilmek için diğer insanlarla dilimizin elverdiği şeyler hakkında konuşuruz: beyzbol ligi, iş ilişkileri, en son haberler. Derin duygusal deneyimlerimizse daha gerilere itilir ve böylelikle içimiz giderek daha da boşalırken yalnızlığımız artar.”
272 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
‘‘Standartlar ve değer altüst olduğunda, içinde yaşadığımız toplum ne olduğumuz ve ne olmamız gerektiği hakkında bize net bir tablo sunamadığında kendimize dair arayışımıza geri döneriz.’’ der Rollo May. Kendini arayan insan, insan olma yolunda ve kendimizi gerçekleştirme adına okunması gereken bir kitap. Modern insanın kaderi yalnızlık mıdır? Belki de değildir. İçinde yaşadığımız çağda, tarif edemediğimiz bir yalnızlık, adeta bir boşluk duygusu ile yaşıyoruz. Ne istediğimizi bilmediğimizin ötesinde ne hissettiğimize dair hiçbir fikrimizin olmaması da bu boşluk duygusunu arttırıyor. Gün geçtikçe güven duygumuzu da kaybediyoruz. Sonuç olarak ilişkilerimiz yürümüyor, planlarımızı gerçekleştiremiyor ve endişelerimiz de yaşamı olabildiğince zorlaştırıyor. Bunu aşmanın yolunu bulmayı ise farkına varmaktan korktuğumuz için sürekli erteliyoruz.
Kitap, modern insanın yaşam içerisindeki duygu durumlarını tespit ederek yola çıkıyor. Bu durumların farkına varmamız için gerek mitoloji gerekse felsefe ve psikolojiden faydalanarak içsel sıkıntılarımızı gün yüzüne çıkarıyor. Yazar, okumaya devam ettikçe bir nevi ayna görevi üstleniyor. Bireyselliğimizi yeniden keşfetmeye ve içimizdeki gücü uyandırmaya yardımcı oluyor. İçimizdeki gücü keşfedip, nedenleri anlamaya çalışmak ve bir adım atmak için güzel bir kitap.
272 syf.
·3 günde·Puan vermedi
       Öneri üzerine aldığım ve büyük bir zevkle okuduğum Rollo May'ın Kendini Arayan İnsan adlı kitabı ;insanı kendisiyle tanışmaya, yüzleşmeye zorlayan aynadan farksız olan kitabıdır. Okunup kenara koyabileceğiniz veya öylesine üstünkörü okunabilecek bir  kitap da değildir. Hayatınızın belli dönemlerinde tekrar tekrar okunulması gerekir.
        Endişenin ne olduğunu, özgürlüğün ne olmadığını , yalnızlığın  ne olmadığını, insanın kendine dair farkındalığını, sevgiyi, cesareti, yaratıcılığı, bilinçli farkındalığı ve buna benzer birçok konulara değinilmiştir.
       En önemlisi Rollo May bu kitapta gerçekten kim olduğumuzu, ne olduğumuzu anlamamızı sağlıyor.
        İyi ki okuduğum dediğim kitapların arasında en başlarda diyebilirim. Mutlaka okunması ve okutulması gereken kitaplardan birisidir.
        İyi okumalar
608 syf.
·6 günde·10/10
Serinin konusu, karakterleri, olayların ilerleyiş biçimlerini çok sevdim. Okurken halk ağzı beni rahatsız etmedi değil, düşünüyom falan, en çokta Jane konuşurken okumakta zorlandım, çok rahatsız ediciydi. Birde kitabın şimdiki zamanda anlatılması, bir türlü ısınamadım buna böyle kaç kitap okuduysam hepsi rahatsız etti.

Kitap gerçekten çok güzeldi, yorum yapmak istiyorum ama spoiler vermeden çok zor. Kitabın anlatmak istediklerini şu cümle çok güzel özetliyor bence;
İnsanlar ne kadar zavallı yaratıklar. Öyle güçsüzüz ki her şeyi berbat etmeden iyi bir şey yapamıyoruz. Başka bir şeyleri yıkmadan yenilerini inşa edemiyoruz.
Bu seriyi okuyun derim, gerçekten çok güzel ve hızlı ilerleyen bir seri.

Daha fazlası için;http://yorumatolyesi.blogspot.com/...kaos-yuruyusu-3.html

Yazarın biyografisi

Adı:
Kerem Işık
Unvan:
Türk öykü yazarı ve çevirmendir.
Doğum:
İzmir, Türkiye, 1976
1976 yılında İzmir’de doğdu. Kimya Mühendisliği okudu. “Kaos” üzerine yaptığı tez çalışmasıyla Fizik yüksek lisansını tamamladı. Öyküleri Kitaplık, Varlık, Notos Öykü, Eşik Cini, Özgür Edebiyat dergilerinde yayımlandı. 2010 yılında yayımlanan ilk kitabı Aslında Cennet de Yok’un ardından 2012 yılında Toplum Böceği adlı kitabıyla Haldun Taner Öykü Ödülü’ne değer görüldü. Iskalı Karnaval kitabı 2015 yılında yayımlandı. Edebiyat ve ilgi alanı olan felsefeye dair yazılarını fırsat buldukça “Tek Kişilik Azınlık” başlıklı blog sayfasında sürdürmeye devam ediyor. Aynı zamanda çevirmenlik de yapan yazar, İzmir’de eşi Özlem ve kızı Öykü’yle yaşıyor.
http://www.tekkisilikazinlik.com

Yazar istatistikleri

  • 13 okur beğendi.
  • 2.243 okur okudu.
  • 116 okur okuyor.
  • 2.011 okur okuyacak.
  • 53 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları