Kerem Işık

Kerem Işık

YazarÇevirmen
8.5/10
355 Kişi
·
913
Okunma
·
6
Beğeni
·
649
Gösterim
Adı:
Kerem Işık
Unvan:
Türk öykü yazarı ve çevirmendir.
Doğum:
İzmir, 1976
Üniversitede kimya mühendisliği eğitimi aldı ve fizik üzerine yüksek lisans yaptı.

Kitap-lık, Varlık, Notos Öykü, Eşik Cini, Özgür Edebiyat gibi dergilerde öyküleri yayımlandı. İlk öykü kitabı Aslında Cennet de Yok, 2010 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından yayınlandı. Toplum Böceği adlı ikinci öykü kitabıyla 2012 Haldun Taner Öykü Ödülü'ne layık görüldü.

Işık, serbest çevirmenlik yaptığı İzmir'de yaşamaktadır.
“Unut öğretilen her şeyi ve sil baştan yaşa ! Sakın korkma. Unut gitsin !”
Kerem Işık
Sayfa 20 - Yapı Kredi Yayınları
Topluma inanmıyorum ben. Eline geçen her ne olursa olsun gözünde büyüten tuhaf bir mengenedir toplum.
“Gerçek yalnızca bir kez yaşanır, sonra kocaman, gri bir yalan halini alır.”
Kerem Işık
Sayfa 20 - Yapı Kredi Yayınları
Aklımda dört dönen düşünceleri biçimlendirip onlara kâğıt üzerinde hayat vermekten âcizim.
Kerem Işık
Sayfa 83 - Yapı Kredi Yayınları - 3. Baskı
Nefes almadan yaşıyor gibiyim. Bu dünyadayım ama ölmüşüm sanki.
Kerem Işık
Sayfa 86 - Yapı Kredi Yayınları - 3. Baskı
"Kolay değil bazı şeyler, diye mırıldandı kendi kendine. Bazı şeyler hiç ama hiç kolay değil. "
Bir tutam falan değil düpedüz ele avuca sığmayan bir düşünce yığını dört dönüyor aklımda. Düşünce kabızıyım ben. Aklıma gelen düşünceyi bir türlü bırakamıyorum, ondan vazgeçip olduğu yerden söküp atamıyorum.
Kerem Işık
Sayfa 11 - Yapı Kredi Yayınları - 3. Baskı
272 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Toplum psikolojisi ve kişisel gelişim alanında okuduğum en iyi kitaplardan biri. Bi takım popüler ticari kişisel gelişim kitaplarının evrene pozitif enerji yolla,hayal et olsun tarzı umut sömürüsü yapan yavan ifadelerinin çok uzağında. Gerçekçi bir yaklaşımla yüzyıl insanının psikolojik tablosunu analiz ediyor ve hepimizin bildiği ama kolaya kaçıp basit çıkış noktaları aradığı psikolojik çıkmazdan kurtulmamız için neler yapabilirizi tartışıyor.

!900 lü yıllarda Freud nevrozların kökeninde bastırılmış cinsel dürtülerin bulunduğunu farketmişti. Sonraki yıllarda teknolojik gelişmeler ve kapitalizmin getirdiği rekabet ortamında, aşağılık kompleksi ve üstünlük arzusu nevrozlara neden oldu.

Bulunduğumuz dönemde ise insanların en büyük sıkıntısı yalnızlık ve boşluk duygusu. Benlik bilinci geliştiremeyen bireyler, kendini daha çok hissedebilmek ve benliğini bulabilmek için aşırı sosyal tavırlar içine girselerde boşluk duygusundan kurtulamıyorlar. İnsanoğlu böylesi bir boşluk duygusuyla uzun süre yaşayamaz.Eğer bir şeye doğru ilerlemiyorsa, amacı yoksa, kişinin yoğunlaştıramadığı potansiyel güç yıkıcı eylemlere dönüşür.Bunu farkeden kişi sürekli bir arayış içine girerek kendini kaybeder.Sonrasında istekleri fark yaratmayan insan istemekten vageçer ve tamda kapitalist otoritenin istediği benliksiz olduğu için toplumun ezberletilen genel amaç ve yaşam tarzına ait olur, yalnız olmaktan korktuğu için kalabalıklara sığınır.Kişi artık sadece sosyal çevrenin bir yansımasıdır. Benliğinin gerçek isteklerini bir yere hapseder ve ''Yabancı''( Albert Camus) laşır. Ne demiş Buddha
''Arzulayıp eyleyemeyen hastalık üretir''.

Benlik bilinci nedir?Kendini dışarıdan görebilme ve dengeleyebilme yetisidir.Kendini dışarıdan nasıl görüyorsun.İşte tamda bu noktada günümüzün en büyük sorunlarından biri var.

Aptallar kendinden son derece eminken, sekilerin ise sürekli şüphe içinde olması.

Benlik bilinci çaba ister.Kaygıyı, çatışmayı ve yalnızlığı çoğaltır. Bu çatışmayı ve yalnızlığı göze almamanın sonu ise Spinoza'nın dediği gibi kendini kaybetmektir.
272 syf.
·Beğendi·8/10
Piyasada bulunan yüzlerce/binlerce kişisel gelişim ve insan psikolojisi üzerine yazılmış kitap var. Pek çoğu kadim bilgilerin derlenmesi, filozofların fikirleri ve özellikle son dönemde "new age" akımı ile birlikte spiritüel düşüncelerin içi doldurulmadan insana sunulmasından ve idrak edilememiş evrensel bilgilerin aktarılmasından ibaret. Bu kitap, aynı zamanda varoluşçu bir psikolog olan Rollo May'ın konuları çok daha çağdaş ve günümüz insanına hitap edecek şekilde sunmasıyla diğerlerinden ayrılıyor. May bu kitapta boş umut vaad etmiyor. Bilimsel ve deneysel çalışmaları felsefe ile buluşturup, İnsanın nedenlerini, niçinlerini, seçimlerini ve sonuçlarını aktarırken bütün bu konularda aslında gerçek hakimiyetin insanın kendisinde olduğunu, kontrol edebilme, idare ve irade edebilme yeteneğinin her varlığın kendi içinde saklı olduğunu hatırlatıyor. Okunmaya değer olduğunu düşünüyorum...
272 syf.
·1 günde·10/10
Kendini Arayan İnsan, Rollo May’in okuduğum ikinci kitabı. Bu gidişle tüm serisini okuyabileceğime inandığım bir yazar oldu kendisi. Daha çok bir psikoterapist gözüyle, kimi zaman sosyolog, kimi zaman da filozof gözüyle modern insanın yaşadığı içsel sıkıntıları irdeliyor. Okuyucu yatıştırmak yerine rahatsız ederek, ‘cesurca bir adım atmadan’ geleceğin de bugünle aynı olacağı konusunda uyarıyor okuyucuyu. Geçmişten gelen ve bilinçaltımızda kalıplaşmış şablonlara kapılarak yaşadığımız her anın; bizi cesurca bir adım atmanın, cesurca kendi özümüzü açığa vurmanın doğuracağı endişeden koruduğunu, bu endişeyle yüzleşmektense, eski kalıplarımıza bağımlı olarak yaşamayı sürdürdüğümüzü ifade ediyor.

Psikologların edebi metinleri bizim gibi sıradan okuyuculardan daha derin okuduklarını da kanıtlıyor Rollo May. Shakespeare, Goethe, Yunan Mitolojisi ve tiyatro oyunlarından yaptığı alıntıları serpiştirdiği kitabında, edebi metinlerdeki kahramanların davranışlarını çözümleyip günümüz sıradan insanın yaşadığı sıkıntılarla bağlantı kurarak çarpıcı yorumlar yapıyor.

Özgürlük gibi anlamı hakkında tartışmadığımız, fakat özgürlük dediğimizde herkesin aynı şeyi anlamadığı kavramları da irdeliyor Rollo May. Özgürlüğün ne olduğunu anlamak için önce ne olmadığına bakmak gerekir diyerek, özgürlük kavramını da derinlemesine tartışıyor. Ufuk açıcı ve biraz da rahatsız edici bir tartışma bu, çünkü özgürlükle sorumluluğun el ele dolaştığı bir portre çıkarıyor karşımıza. Rollo May’in kitaplarının rahatsız edici olmasının sebebi de bu. Asla rahat ve umarsız bir hayat resmi sunmuyor May; çatışmalarla, seçişlerle, inançla ve belirsizliğe rağmen, cesaret için cesaretlendirerek, sıradan insanın varolma serüveninin, savaş kahramanlarının hayatından daha kahramanca olduğunu ifade ediyor.

Cesaretle okunacak bir kitap.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Nevrotik endişe, doğanın bize çözmemiz gereken bir sorunumuz olduğunu gösterme yöntemidir. Aynı şey normal endişe için de geçerlidir; bu da bizi içsel gücümüzü toplayıp karşılaştığımız tehditle savaşmaya zorlayan bir kalk borusudur.”

“Faşist ya da Nazi totalitarizminin ortaya çıkmasının nedeni bir Hitler ya da bir Mussolini’nin iktidarı ele geçirmeye karar vermesi değil. Uluslar dayanılmaz bir ekonomik talep sürecine girdiğinde ve hem psikolojik hem de tinsel anlamda içleri boşaldığında totalitarizm oluşan bu boşluğu doldurur ve insanlar artık katlanılmaz bir hal alan endişeden kurtulabilmek için özgürlüklerini satmaya hazırdırlar.”

“Akıl sınıfta, duygular sevgiliyle vakit geçirirken, irade gücü sınava hazırlanırken, dinsel görevlerse cenaze ve paskalya günlerinde devreye girer. Değer ve amaçların bu şekilde kompartımanlara ayrılması kişiliğin bütünlüğünü son derece hızlı bir şekilde baltalar ve hem içsel hem de dışsal anlamda paramparça olan kişi ne yöne gideceğini bilemez.”

“Sanki her özgün sanatçı telaş içinde farklı diller deneyerek hangisinin kendi insanına biçim ve rengin müziğini en iyi şekilde aktarabileceğini bulmaya çalışıyor, oysa ortak bir dil yok. Picasso gibi bir dev bile kendi yaşadığı dönemde tarzdan tarza geçiş yaparak kısmen Batı toplumunun son kırk yıllık süreçteki değişken karakterini yansıtmış, kısmense okyanusun ortasındaki bir gemide telsizi kurcalayıp durarak kendi insanıyla konuşabilmesini sağlayacak dalga boyunu arayan bir adam gibi davranmıştır. Ama hem sanatçılar hem de geri kalanlarımız tinsel olarak ayrık ve şaşkın olduğumuzdan yalnızlığımızı örtbas edebilmek için diğer insanlarla dilimizin elverdiği şeyler hakkında konuşuruz: beyzbol ligi, iş ilişkileri, en son haberler. Derin duygusal deneyimlerimizse daha gerilere itilir ve böylelikle içimiz giderek daha da boşalırken yalnızlığımız artar.”
608 syf.
·6 günde·10/10
Serinin konusu, karakterleri, olayların ilerleyiş biçimlerini çok sevdim. Okurken halk ağzı beni rahatsız etmedi değil, düşünüyom falan, en çokta Jane konuşurken okumakta zorlandım, çok rahatsız ediciydi. Birde kitabın şimdiki zamanda anlatılması, bir türlü ısınamadım buna böyle kaç kitap okuduysam hepsi rahatsız etti.

Kitap gerçekten çok güzeldi, yorum yapmak istiyorum ama spoiler vermeden çok zor. Kitabın anlatmak istediklerini şu cümle çok güzel özetliyor bence;
İnsanlar ne kadar zavallı yaratıklar. Öyle güçsüzüz ki her şeyi berbat etmeden iyi bir şey yapamıyoruz. Başka bir şeyleri yıkmadan yenilerini inşa edemiyoruz.
Bu seriyi okuyun derim, gerçekten çok güzel ve hızlı ilerleyen bir seri.

Daha fazlası için;http://yorumatolyesi.blogspot.com/...kaos-yuruyusu-3.html
120 syf.
·Puan vermedi
“Toplum mühendisliği: Basitçe zihin mimarlığı, veya daha kompleks bir ifadeyle Toplumsal psikolojik bilinç mimarlığı denilen faaliyet. Uygulama toplum geneline, dar topluluklara veya kişilere karşı yürütülebilir. Stratejik, pazarlama, eğitim veya dini amaçlar bu faaliyetlerin harekat noktası olabilir. Pazarlama, sürekli tekrar, çocuklar, gençler, fakirler, ya da kadınlar gibi daha savunmasız guruplara yönelik propoganda ve organizasyonlar, alternatif veya rakip düşünceyi düşmanlaştıran zihinsel örgü ve bu bilincin şartlandırma yöntemleri ile yayılması söz konusu olabilir. Kişisel hayatta; Uzun süreli beyin yıkamanın dışsal faktörler olarak kişiler üzerinde algı, antisosyal kişilik bozuklukları ve dissosiyatif bozuklulara yol açması mümkündür.
Toplumsal hayatta; bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde ortaya çıkarılan bir düşüncenin gerçekleştirilmesi için yarı gerçek yarı senaryo bir hikâyenin psikolojik savunma mekanizmalarını harekete geçirmesi sonucu toplumsal hareket olarak isyan hareketleri ortaya çıkartılabilir.”
Mühendisliği bir kenara bıraksak bile “toplum” kelime olarak da tanım olarak da zor bir kavram. İçinde olmak da zor dışında kalmakta. Mümkün olan en kısa çözümleri bulan bir bilim dalına harmanlamak bu toplumu daha bir içinden çıkılmaz hale getiriyor. Matematiği yok çünkü insan doğasının ele avuca sığmaz bir civa gibi. Şekli yok her şekle giriyor. Ve bu şekilsiz şemalsiz varoluş işlerine geliyor insan denen varlığın. Birbirine bulaşmak içinde sınır tanımıyorlar böylelikle. Toplum ise bu sınır tanımaz varoluşların toplamı.

“Bu vahşi hayvanlar doğuştan donandıkları silahlar olan iki kol, iki bacak, on el ve on ayak parmağı, bir baş ve iki gözle birbirlerinin yaşam alanından olabildiğince büyük parçalar koparıp almaya çalışıyor, bunu da öyle büyük ustalıkla yapıyorlardı ki, çoğu zaman kendileri bile farkına varmıyordu. Otomatik bir tepkiydi verdikleri. Toplum içine karışan insanların gülümsemeleriyle bir başkasının elini sıkarken vaktinden önce gevşeyen parmaklarıyla, usulca kalkan kaşları yahut gülerken geriye atılan başlarıyla sadece bu dünyadan gelip geçmeye yazgılı ruhlarını taşımakla yükümlü bedenler olmadıklarını birbirine ispat etmeye çalıştıklarını düşünüyordum.”

Birbirimize geçirdiğimiz parmak ve tırnaklarımızla oluşturuyoruz toplum denen olguyu ve bunun bir mühendisliği varsa da bilmiyoruz yaşarken bunu. Ama öğüt vermek bir başlangıç daima şöyle yap böyle yap ve galiba en kötüsü şöyle hayal kur böyle plan yap demeleri her halde. Ama “insan kendi coğrafyasını yaratıyor”. Bu coğrafya da her türlü iklim yaşanıyor zamansız mekansız varoluş içinde. Kişinin tüm gözlemleri ve ilişki kurduğu her şey her nesne bir ayrıntı taşıyor. Bu ayrıntılar bazen anda donup kalmamıza neden oluyor. “Bebe bisküvisinin çay içinde erişmediği” anda kalmak gibi oluyor. Takılıyor insan tüm yaşam döngüsü içinde kendine ait anda.
Yazar öykülerinde işlediği her ayrıntıda isyan ediyor olup bitene ve olması gerekene. Hayal kurmanın, yaşamanın şartları olmadığı, olanın zaten zor olduğunu anlatıyor. Kısa öykülerinde konuşma dilini kullanmış seslerin ahengini ve tekerlemeleri yani çocukluktan yetişkinliğe geçiş içinde yaşananları:

“Dedim ki siz bana gülerseniz ben hiç bulamam kendimi ve fakat upuzun bir vazgeçiştir hayat. Sonra kahkahalar yapış yapış sıvanırken duvarlara başımı çevirince baktığım yerde gördüğüm yerde duyduğum her şeyde vardı bir o. O bir bendi.
Ben baktıkça eski bir bana benzedi.
Sen miydin benden giden demek ister gözlerle ardı sıra bakarken o da bana sen misin peşime düşen geride kalma pahasına diye bir bakış attı. İşte tam o sıra ilkokul dağıldı.
Seslerin arasında çocukluğumdan kalma bir kalabalık vücut buldu. Oysa içimde dolma saran bir teyzenin sessizliği. Bir ilkokul çocuğunun verev payet demesi kadar yersiz yurtsuz, tatsız tuzsuz, dangıl dungul bir cangıl sessizliği.”

Sessizlik ise kaçışı çıkar noktası olmuş yazarın. Yaşayandan çok sadık sessiz itaatkar nesnelere bel bağlamış toplum içinde. Kendine mektup ve telgraf gönderen yalnız bir adamın isyanı olmuş ataştan yapılma bir yılan. Ya da bir çok kurum oluşturmuş ölçüp biçip toplumu kendine veya kendini topluma uydurmak için ya da giyinmek için toplumu. Kısa net cümleler yanında uzun derin cümleler eklemiş mizah duygusunu yitirmeden.
Keyifli okumalar!
272 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
‘‘Standartlar ve değer altüst olduğunda, içinde yaşadığımız toplum ne olduğumuz ve ne olmamız gerektiği hakkında bize net bir tablo sunamadığında kendimize dair arayışımıza geri döneriz.’’ der Rollo May. Kendini arayan insan, insan olma yolunda ve kendimizi gerçekleştirme adına okunması gereken bir kitap. Modern insanın kaderi yalnızlık mıdır? Belki de değildir. İçinde yaşadığımız çağda, tarif edemediğimiz bir yalnızlık, adeta bir boşluk duygusu ile yaşıyoruz. Ne istediğimizi bilmediğimizin ötesinde ne hissettiğimize dair hiçbir fikrimizin olmaması da bu boşluk duygusunu arttırıyor. Gün geçtikçe güven duygumuzu da kaybediyoruz. Sonuç olarak ilişkilerimiz yürümüyor, planlarımızı gerçekleştiremiyor ve endişelerimiz de yaşamı olabildiğince zorlaştırıyor. Bunu aşmanın yolunu bulmayı ise farkına varmaktan korktuğumuz için sürekli erteliyoruz.
Kitap, modern insanın yaşam içerisindeki duygu durumlarını tespit ederek yola çıkıyor. Bu durumların farkına varmamız için gerek mitoloji gerekse felsefe ve psikolojiden faydalanarak içsel sıkıntılarımızı gün yüzüne çıkarıyor. Yazar, okumaya devam ettikçe bir nevi ayna görevi üstleniyor. Bireyselliğimizi yeniden keşfetmeye ve içimizdeki gücü uyandırmaya yardımcı oluyor. İçimizdeki gücü keşfedip, nedenleri anlamaya çalışmak ve bir adım atmak için güzel bir kitap.
Serinin son kitabını okuyup sorulara bir son vermek istedim yalnız çok kötü bir zamana denk geldi kitap okuyamıyorum. Tekrar okumam uzun zaman alacağa benziyor :( Şimdilik şiir kitapları okuyorum. İlham perim gelir gelmez hızlı bir dönüş yapacağım :)
256 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Wardstone serisinin sekizinci ve en güzel romanlarından biri. Tom, Alice ve Hayalet, Mona adasından çıkar ve İrlanda'da Zümrüt Adası denen bir adaya doğru yola koyulurlar. Burada umacı denilen yaratıklarla başa çıkmaya başlarlar ve bir adamın yardım talebine cevap verirler. Bazı büyücüler, Pan adındaki tanrıyı çağırmaya kalkmaktadır. Bunun engellenmesi gerekmektedir. Ancak sorunlar bitmemiştir. Umacılar ile uğraşırken kan kabı çatlar ve Şeytan artık daha yanındadır. Ayrıca Bill Arkwright'ın öldürdüğü Kelt cadısının ikiz kardeşi de Tom'un peşindedir ve onu karga tanrıya vermek niyetindedir. Bu arada kan kabından cadı yüzünden uzaklaşan Alice'i Şeytan alır ve götürür. Daha önceden yardım istedikleri Grimalkin, Tom ve Hayalet, Şeytan'ı bağlamalıdır. Bir şekilde Ötedünya'ua giden ve Kader Kılıcı'nı alan Tom acaba başarılı olabilecek midir? Alice ile bir daha karşılaşabilecek midir? Dünyada kötülük mağlup olacak mıdır? Hayalet ve çırağı olan Tom Eyalet'e geri dönebilecek midir? Soluksuz okunan bir roman.
472 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Yine severek okuduğum bir kitabın daha sonuna geldim. Herkesin birbirinin içsesini, aklından geçenleri duyabileceği bir kasaba düşünün. Soyu tükenmiş kadınlar, yok olmaya yüz tutmuş kentler, konuşan hayvanlar, bir çocuğa musallat olan büyük bir gizem. Küçük yaşta bir başlarına ve omuzlarına büyük yükler binmiş çocukların hikayesi. Hikayenin büyük bir kısmı yollarda geçiyor ve bu düşünüldüğü kadar sıkıcı değil. Hayvan sever okurlar için de ilgi çekici detaylardan birisi baş karakterlerden birisinin tatlı bir köpekçik olması. Onunla da kitabın birçok yerinde karşılaştığınız için sempati duyuyorsunuz ve sağlam bir bağ oluşuyor aranızda.
Kitap belli sayfalara kadar biraz olaysızdı. Bir macera filmi gibi olamasa da bir çizgi filmin saçma bulsanızda sizi eğlendirip kendini izleten büyüsü benzeri yerlerdi bu yerler. Bu durgun yerlere rağmen sizi saran bir tarafı vardı.
Hoş ve ilginç bir kurgusu vardı ama 13 yaşında bir oğlan uğruna yapılan bazı şeyler kitapta bir nedene bağlansa bile bana pek tatmin edici gelmedi bu neden. Sağlam bir zemine oturmuyordu. Yazar daha çarpıcı bir sebep bulabilirdi. Zayıf noktalarından biriydi bu kitabın. Birde kitaptaki kötü karakterlerden birinin mucize eseri sürekli başarılı olup hayatta kalabilmesi biraz uçuk geldi bana doğrusu.
Baş karakter Todd’a bazı yerlerde gerçekten fazlasıyla sinirlendim. Hatta bazı Todd diyalogları ve olaylarını la havle çekerek okudum. Olgun olmayan düşünceleri , inadından ve bencilliğinden dolayı etrafına verdiği zararlar okuyuları gerçekten çileden çıkarabiliyor. Buna rağmen her şeyin altında masum bir çocuğun düşünceleri yatıyor ve ona sempati duymadan edemediğiniz yerler oluyor. Ama ben Viola karakterini daha çok sevdim. Mantıklı konuşmaları ve zekice planlarıyla Todd’a yol gösteriyor. Ona iyi bir yol ve kader arkadaşı.
“Nehrin daşıdığı higayeler. İnsannar gonuşuyo. Annasın ya. Higayeler. Bunu görmüştünüz mü?”
Bazen bazı kasabalılar cümleleri öyle bir kuruyor ki, her cümlenin sonuna “gaari” gelecek gibi bir beklenti içine giriyorum. Ege şivesine benzer şivelere rastlayabiliyorsunuz.
Kitap belli yerden sonra çok sürükleyici hale geldi ve elimden bırakamadım. Kitaptan çok beklentim yoktu hatta biraz kasvetli bir kitap beklemiştim kapağına bakınca da ama beklentimin üzerinde sürüleyici bir eserdi. Ben kitaplarda dramatik yerlerde ne kadar üzülsem de genellikle pek ağlamam. Normal hayatımda da ağlamayı tercih ettiğim pek söylenemez. Ama bu kitapta hassas anıma geldiği için mi yoksa benim için önemli bir karakterle ilgili bir gelişme olduğu için mi bilemeyeceğim ama gözyaşlarımı tutamadığım yerler oldu. Bir çoğunuzun da benim gibi etkileneceğinden eminim. Yazar şaşırtmayı başarmıştı beni orada.
Kitabın ismi de içeriğini büyük oranda yansıtıyordu ama okuduğumda ben kitaba Jonathan Safran Foer’in “Aşırı Gürültülü Ve İnanılmaz Yakın”ını yakıştırdım nedense. Kitabın verdiği mesajda çok güzeldi. Umut, her şey tükendiği zaman insanı hayata bağlayan ve devam etmesini sağlayan yegane şeydir. Ancak insana en çok acı veren şey de yine umuttur. “Umut acıtır.”
Şimdiki zamanlı anlatımı ve bozuk Türkçesi dışında pek bir şikayetim olmadı kitaptan. Kitapta sürekli gidek, yapıyom, yannış, diil, nıfıs gibi garip bir Türkçe ile karşılaşıyorsunuz. Ama bunlar öyle çok da göze batmıyor. Bazı yerlerde kitaba doğal bir hava kattığını söylemek bile mümkün. Kitabı çok sevdim ve ikinci kitabını da hemen alıp okumayı düşünüyorum. Herkese de önerebileceğim bir kitap. Detaylı yorumlar için ;
http://yorumatolyesi.blogspot.com.tr/...-1-patrick-ness.html
472 syf.
·14 günde·7/10
Güzel bir kitaptı, eksikleri vardı ama serinin devamı için umut taşıyor. Sıkılmadan okudum bitirdim, zaman geçirmek için güzel bir kitap.

Ayrıntılı yorum için; http://yorumatolyesi.blogspot.com/...-1-patrick-ness.html

Yazarın biyografisi

Adı:
Kerem Işık
Unvan:
Türk öykü yazarı ve çevirmendir.
Doğum:
İzmir, 1976
Üniversitede kimya mühendisliği eğitimi aldı ve fizik üzerine yüksek lisans yaptı.

Kitap-lık, Varlık, Notos Öykü, Eşik Cini, Özgür Edebiyat gibi dergilerde öyküleri yayımlandı. İlk öykü kitabı Aslında Cennet de Yok, 2010 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından yayınlandı. Toplum Böceği adlı ikinci öykü kitabıyla 2012 Haldun Taner Öykü Ödülü'ne layık görüldü.

Işık, serbest çevirmenlik yaptığı İzmir'de yaşamaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 913 okur okudu.
  • 36 okur okuyor.
  • 986 okur okuyacak.
  • 15 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları