mutlu olmayı, insanca yaşamayı, kendinize özgü isteklerinizin olup olmadığını araştırmaya başladığınız an zorluklar başlıyor ya da soru sormaya kalkıştığınızda. bir kez kendi kendinize de olsa soru sormaya kalkışmaya görün, hapı yuttuğunuz gündür
bir şey bekliyordum sanki bıkmadan, yorulmadan bekliyordum. iyi mi kötü mü hüzünlü mü sevinçli mi olduğunu bilmediğim o şey her gün biraz daha benden uzaklaşıyordu
ben insanları sevmiyorum. bunu rasgele de söylemiyorum. uzun uzun düşündüm. gerçekten sevmiyorum. yaşayışları ilgilendirmiyor beni. şimdiye değin tanıdıklarıma ne yapıp ettiklerini sorduğumu gördün mü hiç? aptalca yakınmalarını, kısır isteklerini, gerçekleştirmeye uğraştıkları şeylerin zavallığını, küçüklüğünü... düşündüm, çok düşündüm. sonunda insanların hiç değilse haklı olmaları gerektiğine karar verdim. kötülük, budalalık, şımarıklık yaparken, türlü hesaplar, cimriliklerle kendilerinin ve başkalarının hayatlarını kısırlaştırırlarken bile haklı olmaları gerekirdi. masum bir genç kızın yüreğini incittiklerinde bile. başkalarını ölüme, açlığa, yalnızlığa, türlü acıları çekmeye bıraktıklarında da... hiç değilse haklı olmalıydılar