insanların ve eşyanın birbirine çok benzediğini fark ettim birden, ikisinin de belirli bir ömrü var, dünya üzerinde sayılı gün yaşadıktan sonra aniden yok olup gidiyorlar
hayat buydu işte, söylenmeye değmez ya da bir kez söylendikten sonra bir daha söylenmesi gerekmez sözlerle doluydu, söylediğimiz her söz, söylenmeyi kendi özünden ötürü değil, ağızdan çıkmasının yaratacağı sonuçlardan ötürü daha çok hak eden başka bir sözün yerini alıyordu
insanlar eşya değildir, insanlar hep birinci sırada olmak isterler, diye düşündü çömlekçi. üstelik orada olmak da yetmez, insanlar bunun bilinmesini ve diğerlerinin bunu fark etmesini isterler, diye mırıldandı
kaybettiği zamanı telafi etmek istiyordu oysa bu, dünyanın en saçma, en anlamsız deyimiydi, insanlığın yitirdiği zamanı telafi etme şansının asla olmayacağı gibi çok acı bir gerçeği saklamaya çabalayan boş bir laftı sonuçta, zaman dediğimiz şey, biz onu gerektiği gibi kullanamadık diye bir köşeye yaslanıp dinlenecek, onun yokluğunun farkına varalım diye dünyanın en sabırlı adamı gibi istifini bozmadan bekleyecek değildi ki