İclâl

Musa'nın Uykusu kitabı hakkında, Yazar Tuğba Doğan bir röportajında kitabı yazarken dinlediği müzikleri şöyle sıralamış… Paylaşmak (ve bir de arşivlemek) istedim -The Fountain dediği an kalbimi çaldı, kitabın mistisizmine öyle anlamlı uyuyor ki tınıları- “Musa'nın Uykusu'nu yazarken en çok Anouar Brahem'in "Le Pas Du Chat Noir", "The Astounding Eyes of Rita” ve “Thimar” albümlerini, Olafur Arnalds'ın "Living Room Songs", Myriam Alter'in "Where is There” albümlerini, Darren Aronofsky'nin The Fountain filminin Clint Mansell'e ait soundtrack'ini ve Zbigniew Preisner'in, Kieslowski'nin Renkler üçlemesinden Bleu için yaptığı soundtrack albümünü dinledim.”
Müzik
Reklam
Bir kesit üzerine / düşünsel karalamalar
Bir filme ait kesit gördüm sosyal medyada dolanırken. Kadın adama birlikte olmayı teklif ediyor, adam evliyim diyerek reddediyor. Kadın nedenini sorunca adam karısına aşık olduğunu söylüyor... Aslında çok romantik ve güzel geliyor kulağa. Sadakat. Bağlılık. Sevgi. Aşk... Ama zihnimi tırmalayan bir şeyler var yine de. Sadakatin kişinin sahip olması gereken bir prensip ve erdem olduğunu düşünüyorum sanırım. Sadakat bir duygu üzerine inşa edilirse, duygu değişimlerinde o sadakat de sallanır veya çöker gibime geliyor. Yani adamın reddetme nedeni karısına duyduğu aşk ise yalnızca, bu aşk veya sevgi zarar gördüğünde adamın sadakatinin bağlayıcılığı da zedelenebilir kolayca. Sevginin emek istediğini öğrenecek kadar büyüdüm. Bir insanı her zaman aynı oranda sevmeyeceğimizi bilecek kadar da. Bazen bazı duyguların, sevgiye gölge düşürebildiğini tecrübe edecek kadar da... Anlık bile olsa. Yani sadakati geçerli kılan tek şey sevginin varlığı veya büyüklüğü ise, sadakatsizliğin nedeni de pekala sevginin yetersizliği olabilir. Ve bu bazıları için çok geçerli bir neden olabilir. Ki oluyor da. Ama sadakat kişinin kendinde bulduğu, kendini tanımladığı değerli gördüğü bir şeyse (erdem?...belki.), o zaman sadakatsizlik sadece sadakat sözü verdiğine değil, kendine de ihanettir aynı zamanda. Ve kendine ihanet etmek, başkasına ihanet etmekten daha acıdır çoğu zaman. Kendinden kaçamazsın çünkü. Zihninden, düşüncelerinden, olmak istediğin ama olamadığın kendinden kaçamazsın. ... gibi.
İnsan ve Duygular
The Boy The Mole The Fox And The Horse
"Yardım istemek vazgeçmek değildir" dedi at. "Vazgeçmeyi reddetmektir!" The Boy, the Mole, the Fox and the Horse
Ah.. Baksana biz olmuşuz. Kaç kişi? Umurumda değil. Her an ağlayabilirim. Kim? Ben. Sen hangisisin? Ne dedin, sesin gelmiyor. Uyu artık saat geç oldu. Hayır uyuyamam, zihnim çok dolu. Didik didik edip mahvediyorsun kendini, bir taraflarından acı çıkarıyorsun. Ağlamak istiyorum. Yine mi geldin sen? Uyuyalım ne olur? Hayır düşünelim, yazalım daha başka neler çıkacak bi’ bakalım, heyecanlı ilerliyor. Sen Acun musun yoksa atv haber mi kaostan malzeme çıkarıp duruyorsun? Twitter'dan uzaklaşmalısın bence. Ne saçmalıyorsunuz siz a*ına koyayım? Küfretme! Evet, tek derdimiz bu şu an. Ağlayalım. Hayat çok zor. Ukrayna’da savaş çıkmış, dünya çok adaletsiz, herkes kendi çıkarının peşinde. Uyuyun artık, bu nasıl bir gürültü? Yarın başımız çok ağrıyacak? Bugün ağrımadı mı sanki? Kes melankoliyi. Yalnız iyi bilinç akışı çıktı buradan niye daha önce akıl etmedin ki bunu, bu kadar şey hissediyorsun madem bir halta yarasın. Utanıyorum senden. Aslında mantıklı. İnsanlar ölüyor. Ukrayna meselesinde Türkiye ne yapacak acaba? İş başvurusu yarın ne kadar sürer? Boşa ümitlendiriyoruz kendimizi, dönmeyecekler. Kıçını kırıp umutsuz bir şekilde beklemek de bir çare olmadı gördüğün gibi, en azından bir şeyler yaptım dersin işte. Ya ben de bir şey diyecektim de unuttum. İsabet olmuş. Neydi ya... Yarın ben bi’ yürüyüşe çıkayım. Her akşam böyle diyorsun. Olsun belki yarın çıkar. Neyse ben sıkıldım. Ağlamaya üşendim ben de. Uyuyalım demiştim ben size. Putin belasını bulsun inşallah. Öyle olsaydı… Neyse söyletme şimdi. Lan o değil de bu boğazlar meselesi ne olacak? Şu boğaz harbi nedir... Ne diyon sen ya? Ne bileyim aklıma geldi öyle. Nasıl bir döneme denk geldik cidden? Yahu hangi döneme gidersen git bi bokluk olmuş hep, öyle mutlu mesut yaşayıp ölmek yok. Ama İsveç’te… Hay senin İsveç’ine… Benim