Zaman Sığınağı insanın geçmişe dönme özleminden ilham alan bir kurgu. Özellikle bu günlerde nostalji böylesine modayken, kurgunun değindiği yer oldukça anlamlı bir yer buluyor kendine.
Kim bilir kitabı bitirdikten aylar sonra bu incelemeyi yazmamın nedeni de belki bu histir... veya sitede paylaştığım son incelemeden neredeyse bir yıl sonra bu yazıyı kaleme almamın nedeni...
Kitap insanların 'geçmiş' ile tedavi edilmesiyle başlıyor. Alzheimer hastalarını, 'geçmiş klinikleri' oluşturarak iyileştirmeyi amaçlayan iki karakter. Biri hayalperest, diğeri daha gerçekçi. Bunlardan biri -gerçekçi olan- ve kitabın ana karakteri yazarın kendisi. Postmodern anlatıyı kurgularına kendini yerleştirerek zenginleştiren Gospodinov, Hüznün Fiziği kitabında da benzer bir anlatı kullanıyordu. Bu şekilde gerçeklikle kurgu arasındaki sınıra sık sık göz kırpıyor ve okuyucuyu diri tutuyor. Aslında bir noktada da kendi tarzını oluşturuyor.
Kitaba dönersek tedavi amaçlı kurulan klinikler zamanla kendine oldukça büyük bir kitle buluyor. Bugününden mutlu olmayan kitle, umudu dünde arıyor.
Tanıdık geliyor mu?
Bu noktada, yaşadığımız - hatta yaşamadığımız- geçmişi bu denli romantize etmemizin sebebini sorgulatıyor kitap.
Ah o eski bayramlar diyoruz ya mesela, ah eski toprak...
Plaklar, radyolar, kasetler... Dantel örtülü televizyonlar, fiskos masaları, permalı kabarık saçlar, pop müzik, ağdalı filmler...
Nasıl? Duyguyu yakalayabildik mi? Nostalji yükleniyor mu?
Devam edelim o zaman...
Tüm bunların ardından kendine kitle bulan her şeyin nasıl politisize edildiğini görüyoruz, politik taraflarca geçmişin de farklı yönlendirildiğini...
Ve her ülkeyi (ve bireyi) bugüne getiren geçmişin birbirinden farklı olduğunu. Kimilerinin bugünü kanlı bir geçmişin üzerine inşa ettiğini, emek verdiğini, ne