Saraylar yanar, lâleler solar, tahtlar devrilir... Lakin Nedim’in bir şarkısı, bir aşığın göğüs kafesinden yükselen o samimi ahı, bin yıl geçse de bu kubbede baki kalır.
Şiirin sustuğu, sazın kırıldığı yerde cahilliğin ve öfkenin ayak sesleri başlar. Şimdi lâle bahçelerini tarumar edenler, sadece mermerleri değil, bu devletin ruhunu da yıkıyorlar
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Lâle dediğin çiçeğin ömrü topu topu birkaç gündür beyim. Devlet-i Aliyye de bir rüya gördü, adına Lâle Devri dediler. Lakin uyanışımız ne yazık ki kılıç sesleriyle ve dökülen kanlarla oldu.
Siyaset, en nadide lâlelerin bile köklerine zehir akıtmaktır. Biz köşkler, fıskiyeler, bahçeler inşa ederken; o sarayların temellerini kemiren halkın açlığını ve öfkesini unuttuk.
Gülelim, eğlenelim, kâm alalım dünyadan derken; arkamızda uğuldayan kader fırtınasının Sadabad’ın mumlarını söndürmeye yemin ettiğini hiçbirimiz göremedik.
Anadolu Müslümanlığının başlangıç tarihini 1071 ola­rak kabul edelim . Bu tarihten 1923 tarihine kadar geçen süre tam sekiz yüz elli iki yıldır. Bu kadar yıl içinde Anadolu'da On İki Bin Cami inşa edilmiştir. Evet , kos­koca Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluklarının yaptır­dıkları cami sayısı on iki bindir. Osmanlı'dan Cumhuriyete yüklü bir borç , harabe hali­ne gelmiş bir ülke ve genç nüfustan yoksun, savaşa savaşa bitkin düşmüş bir halk kalmıştır. Bu tür olumsuzluklarla işe başlayan Cumhuriyet Hükümetleri zamanında yetmiş üç yılda, yetmiş iki bin cami yapılmıştır. Ama, bu ra­kamsal gerçeklere karşın , İslam adına konuşanlar tarafın­dan Cumhuriyetimizin yöneticileri dinsizlikle suçlanmaktan kurtulamamıştır... Kur'an'da ilk emir olarak "oku " denilmektedir. Kur'an Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Hattatlar ta­rafından elle yazılıyordu. Hattat sayısının azlığı, elle Kur'an yazmanın zahmetli ve uzun zamana mal olması nedenleri ile , elde bulunan Kur'an sayısı çok sınırlı idi . Bu nedenle Kur'an-ı Kerim sıradan insanın edinemeyeceği kadar pahalı idi. Anadolu'da yaşayan geniş halk yığınlarının ona elini bi­le sürmesi nerdeyse olanaksızdı . 15. yüzyılın ortalarında icat edilen matbaa, icadından iki yüz elli yıl kadar sonra , Lale Devri'nde İstanbul'a geti­rilmiştir. Matbaa 18. yüzyılın başında Osmanlı topraklarına girmiş ama, Şeriatçı, Kur'an'ın matbaada basılmasına şid­detle karşı çıkmıştır. Şeriatın bu direnişi, 19. yüzyılın ikinci yarısına , hatta fiilen, Cumhuriyete kadar sürmüştür. Cum­huriyetin getirdiği aydınlanma sayesinde Anadolu insanı Kur'an-ı Kerim'i tanımak olanağına kavuşmuştur.
Şakir Keçeli, Şeriat Nedir? Demokrasi ile Bağdaşır mı?, 1997, s. 31, 35.·Kitabı okudu