İncil'den alıntıyla başlayan kitap, bittiğinde tam olarak ilahi anlamda biz özet niteliği taşıyor benim yorumumla.
" Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir. " cümlesi ile başlayan ve beni içine hapseden bir eserdir Anna Karenina. Günlerdir bitmemesi için az az okuduğum, asla boğulup sıkılmadığım, tüm karakterlerle ayrı ayrı konuşup tartıştığım, bazen kendimce gülüp çokça da sinirlendiğim ve bittiği için derin bir boşluğa düştüğüm şaheser... Doğruyu söylemek gerekirse kitaba başlamadan önce uzunluğundan dolayı tereddütte bulunup okumayı ertelemiştim ama çoğumuzun bildiği ve Tolstoy'un bu kitabı ele aldığında çok içselleştirip Anna'nın ölümü üzerine yaşadığı derin üzüntü merakımı iyice alevlendirdi ve nihayetinde başlamaya karar verdim. Şimdi de çevremdeki arkadaşlarıma üzerine konuşmak istediğimden ötürü okumaları için ısrarda bulunuyorum :)
Anna'dan uzun uzun bahsetmek isterim fakat benim için ana karakter kendisi değil, Levin. Levin baştan sona gerek sadakati gerek çektiği varoluşsal sancı, aradığı sorular, Kiti'ye duyduğu aşk, aralarında emekle ortaya çıkan ilişki beni çok etkiledi. Sonlara doğru geçirdiği başkalaşım çok çok kıymetliydi. Diğer karakterlerin yanında bendeki yeri bambaşka.
Anna içinse fazla iyimser olamıyorum anlamaya çalıştığım ama asla hak vermediğim, sevmediğim ve sevebileceğimi düşünmediğim bir karakter. Kendisine karşı bu kadar katı olmamın sebebi aldatma değil bana göre tamamen bencil olmasıdır. Kocasıyla aralarında tam olarak bir sevgi bağı yoktu daha ziyade tekdüze bir yaşamları vardı. Kocası için en önemli unsur toplumdaki konumu, prestiji. Her ne kadar kocasına kızsak da olayların seyrinde ona da acımadım değil. Hatta sonlara doğru benim için kıymetlenmiştir bile.
Anna için temiz olmak, doğru