Akşamki dinleyicilerin yorgun yüzleri, düşlerinde gevşeyen ve düşlerinde yüzer gibi görünen yüzler. Benim yüzüm... Peki ne aşka, ne inanca, ne itiraf edilebilir arzuya sahip olan ben, kendimden başka güvenecek kimsesi olmayan, ve kendime karşı neredeyse hiçbir zaman sadık kalmayan ben, ben de çok yoksul değil miyim?
Dua etmedim; muhakkak öleceğinizi tekrarlayıp duruyordum sadece. Yeterince içten bir üzüntü duyamamaktan korkuyordum: bundan, peşin olarak, bir çeşit pişmanlık duyuyordum.
Bağlanmaktan ve acı çekmekten duyduğum karanlık bir dehşet yüzünden, hemen hemen her zaman kendimi sıradan suç ortaklarıyla sınırladım. Bir tutkuya tutsak olmadan da bir içgüdünün tutsağı olmak yeter zaten ve hiçbir zaman sevmediğime samimi olarak inanıyorum.