Bir kıvılcımın nerede, nasıl koca bir yangına dönüşeceğini; sıradan bir tanışmada bir selamın, bir gülüşün nehirler gibi akan büyük bir sevgiye dönüşeceğini kim bilebilirdi ki?
Karşımda ıslak kirpikleriyle "beni anla" der gibi baktıkça ona kızamıyorum bile...
Dünyanın bir yerinde can havliyle hayata tutunmaya çalışan, ama uçamayan ıslak kanatlı bir kuş bu, diyorum. Payına hep kar ve buz düşmüş; düştüğü yerlerde toprak zemin görünmediği için karları eşeleyerek, üşüyerek gökyüzünün altında kendi hakkını, rızkını arayan bir serçe...
Hüsran, yine hiç ummadığım bir zamanda vuruyor beni. Bütün gece onun masum gülüşlerini ve işittiğim sarsıcı gerçeği düşünüyorum. Belleğimdeki fotoğraf kareleri darmadağın oluyor ve hiçbir kare yerli yerine oturmuyor...
...bir insanı tanımanın ne demek olduğunu düşünüyorum. Herkesin doğruları zamanla değişirken, bazen bir olay, bir durum karşısında kendinden hiç ummadığı tepkileri vermekle aslında kimse kendini bile tam anlamıyla tanıyamazken, bir insanı tanımaya nerden başlamalı?