Tren istasyonunda gibiydik, ne söylenecekse çabuk söylenmeliydi ama söylenecek o kadar söz vardı ki o dar zaman aralığından geçemiyorlar, hepsi boğazımda tıkanıp gırtlağımı sıkıyorlardı.
Onun hakkında hiçbir şey bilmediğimi fark etmek yalnızlığımı artırdı birden. Nerede doğduğunu, ailesinin kim olduğunu, neler yaşadığını, akrabaları olup olmadığını bilmiyordum.
...bazen insanın duyguları kendisinden saklanıyordu. Onları hissediyor ama gerçekte ne kadar derin olduklarını her zaman ölçemiyorduk, sonra birden o derinliğe düşüyor ve şaşırıyorduk.
Kızmıyor, hesap sormuyor, en korkuncunu, en dayanılmaz olanı yapıp kendini çekiyor, benimle arasında hiçbir özel bağ yokmuş gibi davranıyor, beni hayatının dışında bırakıyordu. Her türlü kızgınlıktan daha yaralayıcı olan bir sükûnetle yapıyordu bunu.