Gidiyordu. Bir şair gibi mısralar dizerek hem de. Kendimi önemli mi hissetmeliydim sırf bu yüzden? Bu lirizmi hak edecek ne yapmıştım? Oysa kadınlar âleminde bir noktaydım sadece onun için. Bir durak. Bir kıyı. Bana uğramış, soluklanmış, iyileşmiş, yüzüne gözüne renk gelmiş, tekrar gücünü toplamış ve yola çıkmaya hazırdı. Birazdan hesabı isteyecek, Kalkacaktı masadan. Masalardan hızla kalkan bir adamdı o. Arkasından bakıp sesini çıkartamayacak olandım bense. "Kal" demeyecektim. "Kal" diyemeyen kadınlardandım ben de. O, "Gel" derse koşardım. Ama demeyecekti bu sefer. Boğazıma balık kılçığı gibi takılıp kalan "Seni özlüyorum" cümlesi yutkundukça canımı yakacaktı. Bir daha göremeyecektim onu. Bir daha uyumayacaktı yanımda. Bir daha kâbuslardan sıçrayıp da uykulu elimi uzatıp bulamayacaktım onunkini ılık yorganın altında. Bendeki kitaplarını ne zaman, nasıl verecektim? Diş fırçasını çöpe mi atacaktım? Buzdolabının üzerine yazıp bıraktığı notu yırtacak mıydım, yoksa şahsi kalp kırıklıkları tarihimin nadide parçalarından biri olarak, her taşınmada başıma bela olan hatıra kutularından birine mi saklayacaktım? Nasıl olacaktı her şey?
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
O, benim içimde zor tuttuğum fırtınadan bihaber, karşımda sarılmaya can attığım dev torsosuyla öyle rahat, öyle kendinden emin, belli ki paçasını kurtarmış olandı.
Gidiyordu. Arkasından gidemezdim. Giderdim de, gidemezdim. Kadın olmak sıklıkla frene asılmayı gerektiriyordu çünkü. Gaza basıp duvara toslamışlığım da vardı. Geçmişten ders çıkarmak hiç benlik değildi ama bezen canın o kadar açıyordu ki, aynı acıyı bir kez daha yaşamamak için kendini sandalyelere çivileyebilir, kapıları kilitleyip anahtarları yutabilirdin. Ben de aynını yaptım. Frene bastım.