"Zıddına gitmek hoş değil..."
"Eylemlerin zıddına gitmek hoş değil, evet... Ama fikirlerin zıddına gidilebilir."
"Peki neden?"
"Çünkü ne kadar kötü olurlarsa olsunlar eylemlerin zıddına gitmek demek, bir eylem biçimi olan dünyanın dönmesini engellemek demektir. Ama fikirlerin zıddına gitmek demek, bizi bırakmalarına, bizden vazgeçmelerine neden olmak, sonrasında da hayallerin içine düşerek dünyaya ait olmamızı sağlayacak şekilde davranmak demektir.
Doğanın adaletsizliklerine karşı elden bir şey gelmez. Ne var ki toplumdan ve onun teamüllerinden kaynaklanan adaletsizliklere karşı savaşabiliriz ve savaşmalıyız. Bir insanın doğuştan gelen yeteneği, gücü ve enerjisi nedeniyle benden daha üstün olduğunu kabul ederim, bunu kabul etmekten başka çarem yoktur ama anne karnından çıktığı andan itibaren ona sunulan, tamamen sans eseri elde ettiği zenginlik, toplumsal konum ve elverişli koşullar nedeniyle benden üstün olduğunu kabul etmem. Beni gerçekten gücendiren ve anarşizme yönelten de bu tip şeylerdi - söylediğim gibi, bugüne kadar savunmaya devam ettiğim anarşizmin aynısı.
Hırs taşımayan insanlar için çok zordur oyun oynamak, rekabete girmek.
Hırslı olmanın da bir ayarı olduğunu düşünüyorum. Ama hiç hırs taşımadan oynayınca da mücadele olmaz haliyle oyunun ruhuna ihanet etmiş olursun.·Kitabı okudu
Yıllar önce, okuduğum kitaplardaki, seyrettiğim filmlerdeki yalnız insanlara özenirdim hep. Yalnızlara. Konuşacak kimsesi olmayanlara. Sonra hayat beni buralara getirdi. Tabii ayaklarımın azımsanamayacak yardımıyla. Ve artık o roman karakterlerinden biri oldum. O kitaplardaki yalnızlığı çok gösterişli bulurdum. Aynı zamanda da korkutucu.
...Kinyas'a birkaç cümleyle tanıştığım adamı, Hakan'ı anlattım.
"Zararsız" dedim. "Yazmaya gelmiş, bu kadar uzaklara!"
"Sanki kafası burada daha iyi çalışacakmış gibi!" dedi Kinyas. Haklıydı. Kulağını seslere kapatmayı bilmeyen, şehirde sanki ıssız bir adadaymışçasına yaşamayı bilmeyen biri nasıl yazabilirdi ki? Gerek var mıydı, birkaç satır yazı için bu kadar yol yapmaya? Evinin tuvaleti ne kilitlese kendini, orada da dinleyebilirdi içindeki sesleri. Sifonu da çekerdi her beş dakikada bir, okyanusu duymak için...