Sosyalist burjuvalar isterler ki modern toplumsal koşulların tüm nimetlerinden yararlansınlar, ama modern toplumsal koşulların kaçınılmaz sonucu olan savaşımlar ve tehlikelerden uzak dursunlar. İsterler ki var olan toplum düzeni sürsün ama onu devrimcileştiren ve parçalayıp dağıtan öğeler olmasın. Proletaryası olmayan bir burjuvazi isterler. Burjuvazinin gözünde, en iyi dünya, doğal olarak kendisinin egemenliği altındaki dünyadır; burjuva sosyalizmi de bu huzur verici anlayışı geliştirerek şu ya da bu ölçüde sistemleştirir. Proletaryadan böylesi bir sistem oluşturmasını ve böylece dosdoğru toplumsal cennete yürümesini isterken, gerçekte, proletaryanın var olan toplumun sınırları içinde kalmasını, ama burjuvaziye ilişkin tüm düşmanca düşüncelerini bir yana bırakmasını ister.
O zaman , "birey derken burjuvadan orta sınıf mülk sahibinden başkasını kastetmediğinizi itiraf etmeniz gerekir. Ve bu kişi gerçekten de silinip atılmalıdır, hem de bir daha geri gelmemecesine. Komünizm, toplumun ürünlerini mülk edinme gücünden yoksun kılar, o kadar.
Toprak köleliği döneminde toprak kölesi kendini komün üyesi konumuna yükseltmişti, tıpkı feodal mutlakiyetin boyunduruğu altındaki küçük burjuvanın burjuvalığa yükselmeyi başardığı gibi.
Proleterler için, hukuk da, ahlak da, din de ardında bir sürü burjuva çıkarının pusuya yattığı bir sürü burjuvanın önyargısından başka bir şey değildir.
Kayra, bir gün bana “Mutsuzluğuna hiç bir çare aramıyorsun” demişti. “Ve en büyük acının kendininkinin olduğunu düşünüyorsun. dünyadan haberdar olmayan bütün gerizekâlılar gibi. Ölmesine çeyrek kalmış, herkesi yaşadığına pişman etmeye çalışan, sağlıklı oldukları için suçluluk duymalarını isteyen hastalıklı yaşlı bir kadın gibisin.”