Kadınlara kimse söylememişmiş, yakışıklı adamların gözlerinin içine içine bakmayın dememişmiş.
Şimdi ben söylüyorum. Yakışıklı adamlarla bakışmayın kadınlar. O adamların uzun, kalın parmaklı kürek gibi ellerinde keskin makaslar, balta girmemiş ormanlar, gün yüzü görmemiş niyetler, içi ceset dolu bavullar, arabalardan kadınları aşağılara atmalar, uykuda yastıklarla boğmalar, boyunlara ipler geçirip asmalar, yüzlere kezzap atmalar, saçlardan sürüye sürüye duvarlara çarpmalar falan var.
O adamlar… Keserler. Saçlarınızı keserler. Yüzerler. Derilerinizi yüzerler. Severler. Sizi bir severler, ölürsünüz.
Polisler kadınların derisini yüzen adamların en yakışıklısını kelepçelemişler, sürükleye sürükleye götürüyorlar. Onlar adamı sürüklerken bir sürü kadın da sürükleniyor peşinden. Derileri yüzülmüş. O derilerden çantalar yapmışlar. Ayakkabılar. Çizmeler.
Kemerler. Ceketler. Paltolar
Bunun babası itfaiyeciymiş. Bunun babası ormancıymış. Bunun babası bakkalmış. Bunun babası muhasebeciymiş. Bunun babası alkolikmiş. Bunun babası gezginmiş. Bunun babası zenginmiş. Bunun babası kaçakçıymış. Bunun babası hapisten kaçmış. Bunun babası herkese yan bakmış.
Korku nedir, artık hiç bilmiyorum. Bildiğim tek şey… Bu hayat bir ada… Hayırsız bir ada. Bizi ta ne zaman atmışlar bu adaya. Birbirimizi yiyoruz iştahla.