Büşra Gültekin

Büşra Gültekin
@lazycell
Üniversite
8 Ağustos
34 okur puanı
Şubat 2019 tarihinde katıldı
Göbekli Tepe hangi amaçla kurulmuştu? Şimdiye kadar burada ev, yemek pişirmek için ocak, çöp koymak için çukur ya da kalıcı yerleşime dair başka bir kanıt bulunamamıştır. Öte yandan, binlerce geyik, ceylan ve domuz kemiğinin yanı sıra taş kâseler ve kadehler bulunmuştur, tüm bunlar da burada şölenlerin gerçekleştiğini akla getirmektedir. Göbekli Tepe’nin çağdışı olduğu düşünülen, yakındaki arkeolojik alan Körtik’te yapılan kazılarda bulunan içme kaplarındaki tortu kalıntıların analizi bu düşünceyi destekler. Bu tortuların ön analizi, kaplarda şarap bulunduğunu göstermiştir.
Sayfa 161·Kitabı okudu
Reklam
İnsan Eliyle İnşa Edilmiş İlk Kutsal Mekân
1995 yılında keşfedilen Göbekli Tepe, Türkiye’nin güneydoğusundaki Urfa yakınlarındaki bir tepede yer alır. Doksan dönüm üzerine yayılmış olan Göbekli Tepe, bazıları terrazzo (dökme mozaik) veya taş zeminlere, kireçtaşı sütunlarına ve taş banklara sahip 20 çevrilmiş alan içerir. Bu alanlar ilk başta çatı ile kaplanmış olabilir. Yaklaşık 200 adet olan sütunların her biri 5,5 metre yüksekliğinde ve 15 ton ağırlığındadır. T şeklinde olmaları arkeologların büyük ilgisini çekmiştir; bazılarının yanlarında oyulmuş kollar ve eller vardır, orta kısımlarında tokalı bir kemer yer alır, kemerin altına peştamal eklenmiştir ve bir sütunun tepesine yakın bir kolye bulunur. Tepedeki T şeklinin kafa tasviri olduğu düşünüldüğünde, sütunların bir tür antropomorfik varlığı temsil ettikleri açıktır. Sütunların birçoğu oyulmuş hayvan figürleri ile, özellikle de yılan, tilki, akbaba, akrep, örümcek, aslan ve yaban domuzu gibi tehlikeli hayvanlarla süslenmiştir. Oyulmuş insan figürlerine Avrupa mağara resimlerinde olduğu gibi burada da oldukça nadir rastlanır.
Sayfa 161·Kitabı okudu
Ölümün olgun bir şekilde anlaşılması dokuz ya da daha sonrasına kadar gerçekleşmez ve dört kavramı içerir: Ölüm evrenseldir; geri döndürülemez; tüm bedensel işlevler sona erer ve ölümün fiziksel nedenleri vardır. Örneğin, 10 yaşındaki bir kız ölümü “vücudun geçip gitmesi” olarak anlatmıştır, “tıpkı bir çiçeğin dolması gibi” demiştir. Bununla birlikte, risk alma davranışlarına bakıldığında, bazı ergenlerin bile ölümü tam olarak anlamadığı görülür. Bu nedenle, olgun bir ölüm anlayışı, insan beyninin bilişsel gelişiminde ve evriminde yer alan son kilometre taşlarından biridir.
Sayfa 141·Kitabı okudu
Ölümün Anlamı
İnsanlar içe bakışçı olarak kendi düşüncelerini düşünebildikleri için sonsuzluk, öncesizlik-sonrasızlık ve yaşamın anlamı gibi tamamen yeni fikirler doğdu. Bir kez bu tür düşüncelere dalınca, bir insanın çürüyen bir insan cesedi gördüğünde kendiliğinden ortaya çıkan sorulara kapılmadan geçip gitmesi artık mümkün değildi. Tanıdığım bu adama ne oldu? Nereye gitti? Aynı şey benim de başıma gelecek mi? Nereye gideceğim? Sadece çürüyüp, bu adam gibi toprağa mı karışacağım? Hamlet’in Sezar ile ilgili olarak dediği gibi : “İmparator Sezar ölüp de kil toprağına dönünce/Tıkaç olur belki bir deliğe, rüzgârı kessin diye.” Theodosius Dobzhansky’nin sözleriyle: “Ölümden bihaber olan atalardan, öleceğini bilen bir varlık türedi.”
Sayfa 139·Kitabı okudu
Modern Homo sapiens’in otobiyografik bellek edinmesi, görünürde bu bilişsel beceriye sahip olmayan Neandertallere ve diğer Arkaik Homo sapiens türlerine karşı önemli bir evrimsel avantaj sağlamıştı. Bu yeti insanların gelecekteki davranışları planlarken geçmişte yaşadıkları çeşitli olayları esnek bir şekilde dikkate almalarına imkân sağlamıştır. Örnek vermek gerekirse 75.000 yıl önce yalnızca semantik (anlamsal) bellekle donatılmış olan avcılar ile 25.000 yıl önce hem semantik hem de otobiyografik belleğe sahip avcılar arasındaki farkı bir düşünün. 75 bin yıl önce bir avcı şu şekilde planlar yapmış olabilir: “Güneş tepenin ardından batarken ren geyiğinin vadiden inerek nehri geçtiğini hatırlıyorum. Bu geyiklerden ikisini öldürdüm ve gelecek sene yine avlanacağım.” Buna karşılık, 25 bin yıl önce yaşamış olan bir avcı şu şekilde plan yapmış olabilir: “Güneş tepenin üzerindeki büyük ağacın yanından batarken ren geyiğinin vadiden inerek nehri geçtiğini hatırlıyorum, çünkü tam o sırada kız kardeşim doğum yaparken ölmüştü. Birlikte avlandığımız kayınbiraderimin kabilesi yanlarında çok gürültü yapan ve emirleri yerine getirmeyen küçük oğlan çocuklarını getirdiği için sadece on iki ren geyiği öldürebilmiştik. Eğer avı dikkatlice planlayıp herkese görev verirsek otuz ya da daha fazla ren geyiği öldürmeliyiz. Bu bize kış için saklayacak bolca yiyecek verecek.”
Sayfa 135·Kitabı okudu
Reklam