Edwin Fuller Torrey

Edwin Fuller Torrey

Yazar
7.9/10
17 Kişi
·
38
Okunma
·
1
Beğeni
·
315
Gösterim
Adı:
Edwin Fuller Torrey
Unvan:
Amerikalı Psikiyatrist
Doğum:
Utica, New York, ABD, 6 Eylül 1937
“Tanrıların nereden geldiği sorusu göz önüne alındığında, bu kitap onların insan beyninden geldiğini iddia edecek. Ne zaman geldikleri konusunda ise tanrıların beynin beş özel bilişsel alanda gelişim göstermesini takiben ortaya çıktıklarını ileri süreceğiz. Beynin kaydettiği bu gelişimler, tanrıları tasavvur edebilmek için gerekliydi. Homo habilis iken, hominiler yaklaşık 2 milyon yıl önce beyin büyüklüğü ve genel zeka düzeyinde önemli bir artış yaşadılar. Homo erectus iken, yaklaşık 1.8 milyon yıl öncesinden başlayarak bir özfarkındalık kazandılar. Arkaik Homo sapiens olarak ise yaklaşık 200.000 yıl öncesinden başlayarak diğerlerinin düşüncelerinin farkında olmayı başardılar ki bu genel olarak bir “zihin kuramı”na sahip olmak şeklinde ifade edilir. Erken dönem Homo sapiens iken, yaklaşık 100.000 yıl öncesinden başlayarak, kendi zihinlerinden geçenleri derinlemesine düşünebilmelerini sağlayan içebakışçı bir beceri geliştirdiler. Böylece, sadece başkalarının ne düşündükleri hakkında değil, başkalarının onlarla ilgili düşünceleri ve bu düşüncelere gösterdikleri tepkiler hakkında da düşünebilmekteydiler.
Son olarak, modern Homo sapiens olarak, yaklaşık 40.000 yıl önce başlayan ve yaygın olarak kendimizi geçmişte ve gelecekte düşünebilme becerisini yani “otobiyografik bellek” diye adlandırılan bir özelliği geliştirdik. Böylece geleceği öngörebiliyor ve daha ustalıkla planlayabiliyorduk. Bu sayede homidin tarihinde ilk defa, ölümün kişisel varlığımızın son bulması olduğunu tamamıyla anlayabildik. Ve ilk kez, ölen atalarımızın var olmayı sürdürebilecekleri yerler dahil ölüme alternatif seçenekleri gözümüzün önüne getirebildik.”
Bu erken homininlerin ölülerde gözlemledikleri şey neydi? Ölümden sonraki ilk saatlerde cilt altında kanın yerleştiği yerler kabarık lekeler halinde görünür, diğer bölgelerde ise deri soluk kül rengini alır. Rigor Mortis(ölüm katılığı), birkaç gün boyunca kasları sertleştirir, bu esnada vücutta çürüme (bozunma) başlamıştır. Çürüyen ilk organ, aminoasitlere ve lipitlere ayrışan beyindir. Beyin çürüdükçe kulak, burun veya ağızdan yoğun kıvamda dışarı sızabilen gri bir sıvı halini alır. Vücudun geri kalan kısmının bozunması genellikle üçüncü gün başlar ve hem içten ve hem de dıştan gerçekleşir. Bağırsaklarda, dava önce vücudun bağışıklık sistemi tarafından kontrol altında tutulan milyonlarca bakteri, bağırsakları ve diğer organları sindirmeye başlar. Bakteriler bunu yaparken vücudu, özellikle mideyi, erkek cinsel organlarını, dudakları ve dili şişiren gaz üretirler ve bu da dilin ağızdan dışarı sarkmasına neden olabilir. Vücudun dışında, kurtçuklar gözlerin, ağzın ve cinsel organların etrafında toplanırlar ve cilt altı yağı sindirmeye başlarlar. Bir haftanın sonunda şişkinlik iyice artarak, iç organların yırtılmasına neden olur. Cilt yeşilimsi bir renk alır ve bazı bölgelerde soyulmaya başlar. O zamana kadar vücudun çoğu yerinde görülür hale gelen kurtçuklara kas dokusunu seven böcekler de katılır. İki haftanın sonunda cesetlerin “aslında çözüldüğü, kendi üzerine çöktüğü ve nihayetinde sızarak toprağa karıştığı” söylenir. Çürüyen etin kokusu, belli mesafelerden fark edilir, “ceset kokusu yoğun ve tiksindiricidir... çürümüş meyve ile çürümüş et arasında bir yerdedir”; kokunun “çok keskin ve unutulmaz” olduğu söylenir. Ceset, ortamın ısısına bağlı olarak iki ila dört hafta içinde bir iskelete dönüşür. Kemikler de parçalanır ancak bunun tamamlanması birkaç yıl alabilir. Bu dönemde, kemikler ve kafatası hayattakiler için acınası bir yadigâr olarak orada öylece dururlar. İngiliz Hekim ve Filozof Raymond Tallis bu dönemi şöyle betimler:
Bu sırada kafatasınız, şu anda böceklerle ilgili olarak düşündüklerinize ne kadar kucak açıyorsa böceklerin kendisine karşı da o kadar misafirperverdir. Şu anda hissettiğimiz, onun nutku tutulmuş katılığıdır ve şunu söyler: Kafanız kimsenin tarafını tutmuyor, hele sizin tarafınızda hiç değil. Üzüntülerinize, korkularınıza ve sevincinize karşı, günün birinde onu sığınacakları kuytu bir sığınak olarak gören kuşların şakımasına olduğu kadar kayıtsızdır, göz çukurunuza süzülerek giren yılana sevdiğinizin görüntüsünü taşıyan ışığa gösterdiği misafirperverliğin aynısını gösterir. Ve çürüyen kafanızın içinde çoğalan, hoplayıp sıçrayan ya da kemirip duran yaratıklardan hiçbiri, düşünceleriniz ne kadar ayrıcalıklı, özgün veya şehvet dolu olsa da bunlar hakkında en ufak bir merak duymazlar.
Neredeyse 200.000 yıl boyunca büyük hayvanları avlamakla birlikte zıpkın, ok, yay veya başka bir silah keşfetmemişlerdi. Sadece beyin boyutlarına bakılacak olsa Neandertallerin bilgisayar yapmaları ve aya gitmeleri gerekirdi.
“Sizden yana olan ve yardım için yalvardığınızda bunu esirgemeyen güçlü bir varlığa inanmak rahatlatıcıdır .” Tanrılara olan inanç aynı zamanda birinin kontrolü elinde tuttuğunu ve her şeyin bir anlamı olduğunu düşündürür.
Özetle, yaklaşık 1.8 milyon yıl önce yeni bir hominin, Homo erectus ortaya çıktı. Bu tür, çok daha büyük bir beyne sahipti ve kendinden öncekilere göre daha karmaşık davranışlar sergilemekteydi. Daha zeki olmasının yanında, Homo erectus muhtemelen özfarkındalığa da sahipti. Narcissus gibi Homo erectus da durgun suya baktığında yansımasına hayran kalabilirdi. Sahip olduğu zeka ve özfarkındalık sayesinde, Homo erectus tümüyle modern bir Homo sapiens olmak için gerekli bilişsel adımlardan ikisini birden atmıştı ve evrendeki yeri ve tanrılarla olan ilişkisi üzerine düşünebiliyordu. Bununla birlikte, Homo erectus diğer homininlerin ne düşündüğünün tam olarak farkında değildi ya da içsel olarak kendi düşünceleri üzerine düşünemiyordu. Ayrıca, geçmişi ve şimdiki zamanı tam olarak planlanmış bir gelecekle birleştiremiyordu. Zeka ve özfarkındalıkla donatılmış olarak, bir sonraki bilişsel adımını atmaya hazırdı; geriye dönük bakıldığında bu adımın atılması neredeyse kaçınılmaz görünüyor.
Hominin beyinleri büyüdükçe ve çeşitli beyin alanları arasında daha güçlü bağlantılar giderek geliştikçe zekaya, kendimiz hakkında düşünme becerisine, başkalarının ne düşündüğünü düşünme becerisine (zihin kuramı) ve daha sonra kendimiz hakkında düşündükleri ile ilgili düşünme özelliğimiz olan içebakışçı yetiye kavuştuk.
Nihayet yaklaşık 40.000 yıl önce, otobiyografik bir bellek edindik ve kendimizi öncesinde mümkün olmayan bir biçimde geçmişte ve gelecekte düşünebilme becerisi kazandık. Artık Modern Homo Sapiens olmuştuk.

Kendimizi düşünsel olarak zamanda geriye ve ileriye götürebilmek, kendi ölümlerimizi öngörmemize izin verdiği için biz modern insanların düşüncelerini derinden etkilemiştir.
Geçmiş, şimdiki zaman ve geleceği birbiriyle birleştirme konusundaki yeni becerimiz rüyalarımıza daha öncesinde mümkün olmayan yollarla anlam yüklememizi sağladı. Tylor'un belirttiği gibi, ölen atalarımız rüyalarımıza girerek bizi ziyaret ettikleri için ölmüş ruhların öbür dünyada var olmaya devam ettiğini düşündük. Böylece, kaçınılmaz olarak bu ruhlardan yardım talep etmeye ve gönüllerini almak için çaba göstermeye başladık.

Ölümden sonra insanların başka bir biçimde var olmayı sürdürebildikleri kabul edildiğinde, tanrı düşüncesinin tohumları da ekilmiş oldu.
Edwin Fuller Torrey
Sayfa 234 - Tanrıların Kökenine Dair Diğer Kuramlar
Modern Homo Sapiens dışında hiçbir hayvanın ölümü tam olarak anlıyormuş gibi görünmemesi ilginçtir; bu da ölüm kavramının oluşması için otobiyografik belleğin gelişmesi gerektiğini düşündürür.
Bir köpeğin sahibi öldüğünde yas içinde olması gibi, bazı ayvanlar ölüm sonrası üzüntülerini gösterebilir. Ancak bir başkasının ölümüne yas tutmak, sizin de öleceğinizin farkında varmakla aynı şey değildir.
İnsanlara en yakın primat olan şempanzeler arasında bile ölümü anladıklarına dair belirti yoktur. Çoğu vakada, ölü hayvan diğer şempanzeler tarafından görmezden gelinerek çürümeye bırakılmıştır.
Edwin Fuller Torrey
Sayfa 141 - Dini Düşüncenin Ortaya Çıkışı, Ölümün Anlamı
316 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10
Kitap ilk önce bize beynin evrimini daha sonrada tanrı kavramının nasıl ortaya çıktığını anlatıyor. Kendinin bile farkında olmayan bir insansıyken beynin farklı bölgelerinin farklı zamanlarda evrimleşmesiyle nasıl modern homo sapiens oluşumuzdan bahsediyor.
İlk önce kendimiz hakkında düşünme becerisini, sonra başkalarının ne düşündüğünü düşünme beceresini ( zihin kuramı), ve daha sonra kendimizin kendimiz hakkında düşündükleri ile ilgili düşünme (içebakış) beceresini ve en son olarak kendimizi geçmişte ve gelecekte düşünebilme becerisini kazanarak modern homo sapiens oluveriyoruz.
Ve kendi geleceğimizi düşünme beceremiz kendi ölümlerimizi öngörmemizide sağlıyor. Ölen aile büyüklerini rüyalarda görme, onlardan yardım istemenin zamanla atalara ibadete dönüştüğünü, bu durumun fazlasıyla ritüel haline getirilip kutsallaştırıldığını,atalardan bazılarının zamanla gökyüzündeki tanrılar haline işte böyle getirildiğini anlatıyor.
Zamanla birçok kez şekil değiştiriyor bu durum tabi çok tanrılı ve tek tanrılı olarak.
Paralel evrim konusu özellikle ilgimi çeken konulardan oldu bu kitapta.Birbirlerinden habersiz yaşayan insansı türlerin nasıl birbirine benzer ve eş zamanlı evrimsel değişimler geçirmesinden bahsediyor. Sebebi aynı ortak atayı paylaşıyor olmamız.
Kitabın sonunda farklı birkaç tanrı kuramına daha yer vermiş yazar.
DeliBilge
DeliBilge Beynin Evrimi ve Tanrıların Ortaya Çıkışı'ı inceledi.
316 syf.
·26 günde·Beğendi·8/10
Her kütüphanede olması gerekenlerden bir kitap. Titiz bir araştırmanın ürünü. Dinlerin, ilk insansılardan bugüne insanın kendi evrimiyle nasıl evrilip var olduğunu kronolojik bir sırayla yazıyor. Okurken (zaten içten içe bildiğim(iz)) bir konuyu "Dinlerin Ortaya Çıkışı") aşırı keyifle öğrenebileceğiniz eser. Yazar, son derece yansız; -ki bu son derece tutturulması zor bir beceridir- objektif ve titizlikle hazırlamış. Kitap öpülüp zevkle okunmuşlar rafına terfi etmiştir.
Tavsiyedir.
253 syf.
·1/10
Antipsikiyatri akımından bir psikiyatrist tarafından 1974 yazılmış bir kitap. Psikiyatriyi tıbba yamanmaya çalışan bir tıbbi model olarak görüyor. Hastalıkları insan sorunu olarak görüyor, tedavinin yerine eğitim modelleri bulunmasını öneriyor.
Antipsikiyatri felsefi olarak savunulabilir ama bilimsel olarak savunulamaz. Son yıllarda yapılan nörobiyolojik ve genetik çalışmalar psikiyatrik hastalıkların kökeni hakkında bilgiler veriyor. 1970’lerde 10 tane ilaç yoktu. Şimdi 100 kadar var.
Kitapta bir çalışmadan bahsediliyor. Şizofreni taklidi yapan yalancı hastalar Amerika’da hastanelere gönderilmiş. Psikiyatristler hepsine tanı koyup tedavi başlamış, hatta hastaneye yatırmış. Bu çalışmayla psikiyatri bilimini değersizleştiriyor.
Bugün bir hastaneye gidip yalancı belirtiler söyleyerek ülser tedavisi alabilirsiniz. Eklem ağrılarından bahsedip tahlillerde çıkmayan bir romatizma tanısı konabilir. Hatta size öğretseler , cerrahı kandırıp apandisit ameliyatı bile olabilirsiniz. Bu tıbbın doğasında vardır ve psikiyatriye özgü değildir.
Tanrıdan emirler geldiği için insanların kafasına çivi çakarak öldüren bir hastadan “yaşam sorunu” olarak bahsedilebilir mi? Bu hastayı hangi eğitim modeli ile tedavi edebiliriz?
Enes
Enes Beynin Evrimi ve Tanrıların Ortaya Çıkışı'ı inceledi.
270 syf.
·124 günde·10/10
"İnsan mı tanrıyı yarattı yoksa tanrı mı insanı yarattı?" sorusunun cevabını merak edenler okuyabilir. Aynı zamanda teolojiye ve evrimi sevenlerin de ilgisini çekebilir. Teknik bir konu gibi görünse de, çoğunluğun anlayabileceği şekilde akıcı bir anlatıma sahip. Önerimdir.
caner akcan
caner akcan Beynin Evrimi ve Tanrıların Ortaya Çıkışı'ı inceledi.
316 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Dogmatik basit bir kitabın içeriğini çocuklarımıza kaçık papağanlar gibi başını sallatarak ezberletmek yerine, kuyruksuz büyük maymunlardan başlayarak, Homo Sapiens (akıllı adam) oluşumuza kadar geçirdiğimiz değişimleri ve bu değişimler de beynimizin değişimi ve gelişimini anlatan, tamamen bilimsel verilere dayanarak ortaya konmuş. Akıcı bir dille yazılmış ve bazı bölümleri bir kaç kez okumaya değer. Herkese tavsiye edebileceğim bir kitap. Özellikle anne ve babalar okumalıdır ve çocuklarının konuyu anlayabileceği yaşa geldikten sonra, çocuklarına da tavsiye etmelidir. Herkesin başucu kitabı olmalıdır.
316 syf.
·25 günde·Beğendi·8/10
Beynin evrimini, tanrıların, dinlerin ve inancın kökenini açık bir şekilde anlatıyor, kitapta oldukça yabancı terim olduğu için anlamak pek kolay olmayabiliyor ancak kitabın konusu ilgi alanınız içindeyse sıkılmadan okuyacağınızı düşünüyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Edwin Fuller Torrey
Unvan:
Amerikalı Psikiyatrist
Doğum:
Utica, New York, ABD, 6 Eylül 1937

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 38 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 79 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.