Eğer her kederlendiğimizde ağlayarak kurtulma imkanımız olsaydı, teşhissiz hastalıklar ve şiir ortadan kalkardı. Fakat doğuştan gelen ve eğitimle vahimleşen bir çekingenlik ya da gözyaşı bezlerimizdeki bir işleyiş bozukluğu, bizi kuru gözlerin azabına mâhkum eder. Ve çığlıklar, küfür fırtınaları, içi içini yeme ve ete giren tırnaklar, kanlı bir gösterinin verdiği teselli, artık tedavi usûllerimiz arasında görülmez olur. Bunun sonucunda da hepimiz hastayızdır; canı çektiğince ulumak için her birimize bir Sahra gerekirdi, ya da kudurmuş iniltilerine daha da kudurgan iniltilerimizi karıştıracağımız içli ve coşkulu bir denizin kıyıları...
Bazı sabahlar canlı cansız her şeyi mahvetme isteğiyle uyanmamızın sırrı nedir? Şeytan damarlarımızın içinde boğulduğunda, fikirlerimiz çarpıntıya kapıldığında ve arzularımız ışığı ikiye böldüğünde unsurlar tutuşur ve helâk olurlar, bu arada parmaklarımız da külleri elekten geçirmektedir.
İnsanların var olmak ve harekete geçmek için sarıldıkları nedenleri, kendimde ortadan kaldırmak istedim. Sözle anlatılmayacak kadar normal bir hale gelmek istedim, -şimdi de sersemleşmiş bir halde, budalalarla aynı düzeyde ve onlar kadar boşum.
Hakikaten yalnız varlık, insanlar tarafından terk edilmiş olan değil insanlar arasında acı çekendir; kendi çölünü peşi sıra panayırlarda sürükleyen ve mütebessim* cüzzamlılık, tamiri imkânsızlık komedyenliği yeteneklerini sergileyendir. Eski zamanlardaki büyük yalnızlar mutluydular, ikiyüzlülüğü bilmiyorlardı, gizleyecek bir şeyleri yoktu: Bir tek kendi yalnızlıklarıyla söyleşiyorlardı... *mütebessim: gülümseyen.
Düşkünlüğün kibri olan isyan, soyluluğunu ancak yararsızlığından alır: Istıraplar onu uyandırır ve sonra terk ederler; taşkınlık onu coşturur, hayal kırıklığıysa yadsır...