Genel olarak dünyanın ilk uygarlığı olarak kabul edilen Mezopotamya, 6.500 ila 4.300 yıl öncesi arasında büyük önem kazandı. Burası toplumsal ve ekonomik açıdan karışık bir toplumdu; çiftçiler, yöneticiler, işçiler, balıkçılar, bira üreticileri, fırıncılar, tüccarlar, askerler, sanatçılar, mimarlar, kâtipler ve rahipler gibi yüksek derece uzmanlık isteyen meslekler bulunmaktaydı. Ekonominin özü ticaret idi: tekstil, yün, deri, susam yağı ve arpa ihraç edilerek karşılığında Umman’dan bakır, Afganistan’dan lapis lazuli (lacivert taş), Pakistan’dan akik, Hindistan’dan deniz kabuğu ve inci, Lübnan’dan odun, orta Anadolu’dan obsidyen alınıyordu. Ayrıca çeşitli yerlerden kalay, gümüş, fildişi ve köleler getiriliyordu. Ticaret, deniz ve karayoluyla gerçekleşmekteydi ve Mezopotamyalılar çıkarlarını korumak ve geliştirmek için diğer ülkelerde daimi ticaret istasyonları kurmuşlardı. Mezopotamya halkı tarihte ilk kez saban çeken, çömlekçi tekerleği çeviren, at arabası süren, yelkenli tekne kullanan, yasalar yapan, ağırlık ve ölçü birimlerini standartlaştıran insanlar olarak kabul edilirler. En önemlisi de onlar hakkında bu kadar çok şey bilmemizi sağlayan bir yazılı dile sahiplerdi. Tarihte ilk kez, Homo sapiens’in yaptığı ve düşündüğü şeylerin kalıcı bir kaydı oluşturuluyordu.