Aman Tanrım! Gözlerine inanamadı genç ressam; bedeninden bir titreme geçti. Hayır, bu sokak fenerinden yayılan ışığın bir oyunuydu herhalde. Nasıl işti bu: Hayalleri kendisiyle alay ediyordu sanki. Soluğu tutuldu, bedeni baştan aşağı titredi; duyguları alev alevdi ve çevresinde her şey koyu bir sis içinde. Altından yer kayıyor, atların rüzgâr gibi uçurduğu kupa arabaları yerlerinde kımıltısız duruyorlardı sanki. Derken, önünde uzanan köprü iki ucundan sündürülüyormuş gibi uzadıkça uzadı, sonunda yay yerinden koptu... ötede bir ev tepetaklaktı... bir baktı, bekçi kulübesi de tepetaklak olmuş, top gibi yuvarlana yuvarlana kendisine doğru geliyor... bekçinin uzun saplı nacağı ve kulübenin tabelasındaki altın yaldızlı yazılarla makas resmi sanki onun kirpiklerinde yansılanmaya başladı... Ve bütün bunları yapan güzel bir başın tek bir dönüşüyle bir çift güzel gözün kaçamak bakışıydı.