Gözyaşıyla abdest alabilir mi aşıklar araştırıyor
Kağıt gemilerinin hepsi karaya oturdu
Mavinin hayalini kuruyor
Doyasıya kavga etmeyi ,
Kahverengi sıralarda çürürken dirseği kalemin toparlak ucunu ısırmayı özlüyor
Kara kedi görünce saçını çekip tükürüyor
Her yağmurda pencerelerde arap kızını arıyor
Tek zevki şiirler okuyarak birde türkü söyleyerek yürümek karanlıkta
Aşkın sonsuz olduğunu düşünüyor
Belanın demir,kendinin mıknatıs olduğuna 11 yaşındayken kanaat getirdi
Kendini çok şansız hissetse de hayırlısı diyebildiği kadar yaşayacağını biliyor
Bildikleri kendine ağır lakin anlatmayı sevmiyor
Kimsenin bilmediği sırları var kıyametler koparacak kadar
Bütün kıyametleri içinde koparıyor
Ha birde ağlarken gülebilmenin güçlülük değil insanlık göstergesi olduğuna inanıyor
Ve hala buğulu camlara tehlikeli isimler yazmakla meşgul
Hey leadri söyle bu neyin kibiri
Kâğıt kalem bir de peri
Bir şarkı yazmaya yetermi
Sokaklar bizi severmi
Şarjörde son mermi
Hadi bakalım aslanım yermi
Bu şehir bize zehir size şerbette
Size güllük gülüstanlık bize kıyamette
Son sahne bu son oyun bekle aslan bekle
Ahmedo’nun dediği gibi
Kısa çöp uzun çöpten hakkını alacak elbette
Ankara da resmi bir bakışsın belki İstanbul da alabildiğine deniz kokusu
Kirli bir çocuk yüzüsün teninde acıların tortusu
Yalnızlığımın da yalnızlığısın belki Hatırasın çok uzak zamanlardan Yok yok biliyorum sen yine bir şiirsin Dökülen hece hece Leadri dudaklarından
Şiirim bitiyor
Sigaram son nefeste
Çay üşüyor bardakta Bide sen yoksun...
Yaşamak denen bu baş belası,bu ağır yük hırpalayacaktır
Ve beyazlar rezervasyonlarına tam vaktinde gelip oturacaktır saçlarıma
Sonra şiirler alınmamış rugan ayakkabılara,kaybolan çocukluklara
Sonra onun yüzüne benzeyen bütün yüzlere ince bir tebessüm duracak ağız kenarında
Sahi elaydı değil mi gözlerin,hani güneş değince yeşile çalardı
Senden sonra tekrar aşık olundu lakin un ufak ettiler yüreğimi
Bir sen anlamıştın beni bir sen okşamıştın kalbimi
Pencerenizin önünde çok ıslandım
Yıllar sonra bir gün seni bu kadar özleyeceğimi bilseydim
Islanmak ne ki be boynumda tasma kapına bağlanırdım
Leadri Leadri
Tuz ruhu kıvamında yakarken hasret ;
parmak uçlarımda kül,
kirpiklerimde mürekkep
dokunulası bir yalnızlığı resmediyordum suriyeli bir çocuğun gözlerine.. .
Anne duasından nasipsiz
Denize nazır ölmeler düşmüştü kavmine
Yusufu durdurmalıydık
Kuyuyu kapatana kadar hüznümüzle
Uhudun tekrarydı sanki ellerindeki savaş telaşı
Ben aşk diyordum hala inanki
O kavimlerin helakını söylerken bilmediğim bir dilde
Ben her dilde sevginin merhamet harmanlamasıni çiziyordum kerpiç evlere
Yanlızlıgimin en güzel yanıydı çıplak ayakları
Benim tenimde sana değebilmenin kutsallığı
Ben zeydi büyütüyordum her gece ninnilerle
O saidin ölümüne içerlenmiş
Avrupai hayyeler neşesinde
Kaç mermi ıskalamıştı minik yüreğini
En acımtırak kısmı sende yoktun ve çayım soğumuştu
O gözleriyle bir gurbet daha doğurmuştu
İkimizdik sadece
Sessizlik uzunca bir koğuştu
Biz sustuk Leadri konuştu...
Olurya belki ben şiir yazarım sen türkü söylersin, Savaşlar biter çocukluktan konuşuruz Ellerimde tütün demli çayımın manzarası gözlerin,bahar çalar o vakit turnalar o vakit alnımda mühür olur dudak izin... LEADRİ