Insanın din ve dindarlık da dahil temel ihtiyacı derindedir ve bu ihtiyaç hemen tamamıyla ahlakla ilgilidir. Ahlaki boyutu göz ardı edilmiş, buna karşılık formel ritüel ve retorik boyutları güçlendirilmiş din ve dindarlığın din ahlak bozucu olduğu bile söylenebilir.
Herhangi bir insanın "indirilmiş din budur" iddiasında bulunması, içine doğduğu ve hazır bulduğu dünyanın yönlendirici ilcaat ve ihtiyaçlarını yok sayarak, din konusunda kendi anlayışını mutlaklaştırması ve farkında olarak ya da olmayarak tek hakikatçi bir dille hakikati temellük ettiğini savlaması ancak hadsizlik ve cahillikle izah edilebilir ki tam bu noktada Said Nursi'nin " bir millet cehaletle hukukunu bilmezse ehli hamiyeti bile müstebit eder" sözünü hatırlatmak gerekir.
Kur'an'ı bütünleştirici bir metin olarak okuma, anlama ve yorumlamanın imkânına ilişkin en temel şart, okuma ve anlamaya çaba sarf eden kişinin bu çabanın hedefine başka insanlar ve Müslümanlardan önce kendini koyması, hatta Kur'an'ı her şeyden ve herkesten önce kendisi için okuma, anlama ve yorumlamayı amaçlamasıdır. Oysa biz bizzat kendimizin şahitliğyile de biliyoruz ki Kur'an tıpkı vaizlerin vaazları gibi Hep başkalarına tebliğ ve tavsiyede bulunmak için okunup anlaşılmaya çalışılmaktadır.