yok artık bir yanardağım!
gözlerime indirdiğin melekler de yok artık
gittiler beni dili dargın bir zamana verdiler
gördüler aşkı yaraya süren bir semazenim ben
bu nefes kimindir dediler bu kendine dönen kimdir?
bilmediler içime dökülen bu kuyular sendendir
ruhuma diktiğim bu lekeler emanetindir bilmediler
dediler: kalbi susmuş bir adamdır bu! terk edin!
eli düzgün yüzü güzel bir ölüm getirin ona!
işte kalktım! işte öylece bekledim kendi vadimde!
döndüm dört kitap indirdim dört süvari eliyle
dört erguvan çiçeği dört gümüş inci
dört gümüş inci içre dört gül gazel seçtim
indi ellerimin tezgâhından dört gül inci!
indi gövdemin gözlerinden dört gümüş kelime!
arş ve ayna, kürsü ve kalemdi bunlar şimdi söyle
ey mührüyle sırtıma sus düşüren zerre
hırkamda açılan hendek hakkı için
suyun tuzun ve gülün hakkı için söyle!
h a n g i m ü l k ü n e f e n d i s i d i r ş i i r ?
ve işte sonunda kalbimi de yedim!
kalmasın dedim orada beyaz bir ben
herkesin beni unuttuğu o günaha gideyim
alnıma dökülsün dilimden düşmeyen keder
kırk bin yılın kırbacı kefenimde gezinsin
ve işte sonunda aklımı da yedim!
kırgın kadehlere uzandım üzgün bir dille
bu benim elimdir dedim bu da aynadaki ben
bu suyudur gözlerimin bir akşama varılan
ne kalbim kaldı bende ne de aklım anla
iki gündüz yetmez seni bir gece yapmaya!
şimdi terk edin çadırımı
bu mezar kalpten iyilik beklemeyin
dilemeyin benden artık size sevap dökemem
veremem bu benim kelimemdir hiçbir cümleyi geri
gidin alnınıza dökülen taşları seyredin biraz
ağzınızı süsleyen çığlıklar için yeryüzünü gezinin
suya inin suya eğilin suya bir şeyler söyleyin
ateşin avuttuğu kullarız biz
hiçbir ben’in duymadığı yalanlara sahibiz
bu bizim son günümüzdür sabahımız yoktur deyin