“Yalnızlık mı? Binbir türlü insanın canını dişine takarak yaşayabildiği bir şehirde, anne babamız yaşında insanların dilendiği, çocukların tiner kokladığı bir şehirde, yalnızlık değil öfke duyulur ancak.”
Aşırı sevmek, bir sürü erkeğe aşık olmakla, sık sık aşık olmakla ya da partnerlere hissedilen eşsiz aşkın derinliğiyle ilgili değildir. Aslında bir erkeğe yönelik takıntı geliştirip bu takıntıyı aşk olarak tanımlamak, bunun duygu ve davranışlarımızı kontrol etmesine izin vermek, hem bedensel hem de ruhsal sağlığımızı olumsuz yönde etkilese de bundan kurtulamamak demektir. Aşırı seven kadın aşkının derinliğini, çektiği ıstırabın derinliğiyle ölçer.
Böyle takılıyordu işte aklına. Sanki aklının kancaları, kopçaları filan var. Ya da aklına bir sürü ilik açılmış da her nasılsa, gelip düğmeleniyor sorunlar. Uzun bir fermuarın dişleri gibi birbirine kenetleniyor kendisi ve şu dünyanın dertleri. Kalbine dikiş iğneleri, toplu iğneler, tığlar gibi saplanıyor tasalar.