Donald Winnicott 1970’te şöyle yazmış: “Akıl sağlığının bir işareti de insanın başka birinin duygularını, düşüncelerini, umutlarını ve korkularını zihnen ve tam manasıyla görebilmesi ve aynı zamanda karşısındakinin de bunu yapmasına izin vermesidir.” Sağlıklı bir yaşam için başka insanlarla zihnimizde özdeşlik kurabilmeli ve onların da bizimle özdeşlik kurmasına olanak sağlamalıyız. İyilikten yoksun olmak öyle keskin bir akıl tutulmasıdır ki sadece mutluluğumuzu değil, ruh sağlığımızı da tehdit eder. Jean-Jacques Rousseau’nun da dediği gibi, bizi tam anlamıyla insan yapan, başkalarını önemsemektir. Sadece hayatta kalmak için değil, varoluşumuz adına da birbirimize muhtacız. Başkasının duygularını anlamaktan aciz bir benlik ya kurgusal ya akıl hastasıdır.
İnsanların bin yıllar boyunca düşünüp başardıkları şeylerin topu sevginin tek bir anı yanında hiç değil midir? Sevgi tabiatın en başarılı, en tanrısal güzellik taşıyan eseri! Hayata adım atmakla başlıyan basamakların hepsi de oraya çıkarıyor.
Gelişimiz oradan, gidişimiz yine oraya.
Yıpranmış ve solmuş değil midir insan? Koptuğu ağacı bir daha bulamadan rüzgarlarla oraya buraya sürüklendikten sonra toprağın altına gömülüp kalacak bir yapraktan farkı var mıdır onun?
Ama yine de baharına kavuşur o!
En güzel şeyimiz soldu diye ağlamayın! O yeniden dirilecektir! Kalbinizin şarkısı dindi diye yas tutmayın, çok geçmez o sazı tekrar çalacak bir el bulunur!