İlk ama son değil..
10/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 15:22
Doğan hoca, bizim aile kitaplığımızda hep yer edinse de hiç fırsat olup da onun kitaplarından birisini okuyabilme fırsatı edinememiştim. Belki de onları okuyup algılayabilecek yeterli olgunluğa ve kapasiteye ulaşamadığım için. Mış Gibi Yetişkinler bu nedenle benim rahmetli hocamızdan okuduğum ilk kitabı. Ve yine bu nedenle bir anda Timur ve Yakup hoca karakterlerinin içine, sohbetlerine dahil olunca bir dumura uğradım. Ancak öğrendim ki aslında bu iki başrol karakter Doğan hocanın "Gerçek Özgürlük" kitabında da yer ediniyor. Yakup hoca ve Timur'un sohbetleri bütün kitabı oluşturuyor diyebiliriz. Şöyle ki Timur, Hatice teyzesinin evinde bir süreliğine kalmakta. Hatice teyzesi, eşi Recep Bey, ergenlik çağına yeni giren kızları Ayla ve yedi yaşındaki oğulları Erol ile beraber yaşıyor. Timur öncesinde zaten Hatice teyzesinin ve Recep eniştesinin kendi aralarındaki ve çocukları ile olan iletişimdeki sorunları gözlemliyor. Ancak bir gün teyzesi oğlunu yok yere dövdüğü zaman bütün bu gözlemlerini paylaşmak için hocası Yakup'a gidiyor. İkisi arasındaki sohbetler bu şekilde başlıyor. Ve ilk kavramı öğreniyoruz: Yetişkin Çocuklar. Yetişkin çocuk, bedenen geliştiği halde duygusal olarak gelişemeyen insanları ifade ediyor. Ve bu çocuk kalmış insanların hayatlarını, yaşam örüntülerini, aile sistemlerini, toplumla ve aile içindeki sistemlerini, ikili ilişkilerini Timur Bey'in ailesi üzerinden konuşuyorlar. Sonrasında ise çoğalıyorlar. Hatice teyzenin yeğeni de katılıyor onlara, yani Leman Hanım. Leman Hanım'da Eskişehir'den İstanbul'a gelmiş. Çünkü 8 ay önce evlendiği eşi ile bazı sorunlar yaşıyorlar. Eşinin evlenmeden önceki haline oranla çok değiştiğini, kendisine ve ailesine karşı olumsuz söz ve davranışlarda bulunduğunu anlatıyor. O da bu sohbetlerde kendisini anlatıyor ve
1000Kitap
'Mış Gibi' YetişkinlerDoğan Cüceloğlu · Kronik Kitap · 20253,259 okunma
7/10
·192 syf.··
2026 13. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 18:56
Uyanan Güzel kitabını okudum bitti. Yazarın ilk tanıştığım kitabıydı. Vahide menopoz dönemlerinde olan bir kadın. Babası Azim Bey yatalak hasta ona bakıyor. Babasıyla arası çok kötü. Sevgilisi Sedat’ın siyasi olaylara karışması babasının onu ihbar etmesi,onun ölümüne neden olduğu düşüncesiyle babasından nefret ediyor. Küçüklüğünü babası tarafından hep ezilerek geçirmiş resim yapması engellenmiş. Deniz, Vahide’nin yeğeni. Sevgilisi Arda’yla ayrılmış genç bir kız. Leman Deniz’in annesi Vahide’nin kız kardeşi kötü bir şekilde bir şeylerden kaçarken ölmüş ancak nasıl öldüğü ile ilgili ayrıntılı bilgi yok. Memo Deniz’in babası hayatta değil. Vahide, sokak sanatçısı akordion çalan, Bosna savaşında bir ayağını kaybeden Adrian’a aşık oluyor. Geçmişte yaşayamadığı ertelediği şeyleri yaşıyor. Ancak Adrian memleketine dönüyor. Güzel geçirdiği günler kısa sürüyor. Kitap sonunda Vahide, kendini bulmuş gibi anlatılıyor ancak Adrian’ın gelme umuduyla hala. Kitabın adına bakıldığında güzelin uyanması için daha farklı bir son beklerdim açıkçası. Evet gençliğinde babasının istemediği resim yapma işine yeniden başladı dışarı çıkmaya başladı ama eksik bir şeyler var gibiydi. Kitap gri şehirde geçiyor. Gri şehir dediği İstanbul ancak İstanbul’un adı hiç geçmiyor. İsimler geçmiyor ama olayların Beyoğlu çevresinde geçtiği hissediliyor, ağaç kesme olayları yüzünden insanların sokağa dökülmesi gibi siyasi olaylara da yer veriyor. Bunun dışında gri şehirde yaşanan ileri derece felaketler iklim krizleri insanların bir yerlerde mahsur kalmasına neden olacak seviyeye gelmiş durumda. Şehirdeki deprem sorununa da vurgulama yapılmış. İlerideki İstanbul sorunlarını düşündürüyor. Gri şehirle ilgili anlatılanların olduğu kısımlar şiirseldi masalsı dil çok hoşuma gitti. O bölümler hiç bitmesin
Uyanan GüzelJale Sancak · Sia Kitap · 202654 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·192 syf.··
2026 19. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 23:31
​Kitabı bitirdiğimde, yazarın asıl odaklanmak istediği konunun ne olduğu üzerine bir süre düşünmek zorunda kaldım. Eserde o kadar yoğun bir mesaj kaygısı var ki bir süre sonra okuyucu anlatıdan kopuyor. Ödüllü bir yapıt olması sebebiyle kitaba büyük bir beklentiyle başlamıştım. Hakkını teslim etmek gerekir; dili oldukça akıcı, sürükleyici ve yormayan bir anlatıma sahip. Ne var ki kurguda çok büyük boşluklar mevcut. ​Sedat’ın akıbeti, Leman ve Memo’nun ölümleri tam olarak nasıl oldu, Arda ile Deniz'in nasıl bir ilişkisi vardı, neden ayrıldılar ve Adrian’a tam olarak ne olduğu gibi önemli noktalar o kadar üstün körü geçilmiş ki olay örgüsünü anlamlandırmak zorlaşıyor. Kitapta siyaset, küresel ısınma ve çevrecilik gibi küresel temalara dokunulsa da bunlar derinleştirilmeden aktarılmış. Sonuç olarak; üslubu başarılı ancak kurgusal olarak eksik bir kltaptı
Uyanan GüzelJale Sancak · Sia Kitap · 202654 okunma
Yol Uçurumu
Puan vermedi
Kitabı elinize alır almaz ilk hikayeyle uçurumun kenarında yürümeye başlıyorsunuz. Fakat düşme tehlikesi yok. Bir seyre davet ediyor bizi Aybüke Akgül, uçurumun o nefes kesen manzarasında soluklandırıyor. Son öyküsünde de ifade ettiği gibi dağdan yana kullanmış tercihini. O yüzden bizi geniş asfalt yollardan çıkarıyor. Dar patikalardan geçiriyor bedenimizi. Ayaklarımızın altından çekilmiş dünyanın yerini kendi gözlerinin donuk ifadesiyle karşılaşan bir ressam, kurtla boğuşan bir bıçak ustası, işledikleri suçların günahını hesabı paylaştıkları gibi paylaşan sekiz beyaz pantolonlu adam dolduruveriyor. Her hikayede bize kendi öykü atmosferinden seslendiğini hatırlatıyor. Aybüke Akgül'ün "Yol Uçurumu" kitabında 19 öykü var. Gerçeküstünün gerçeğe bu kadar yakın olması şaşırtıyor. "Siyah At" öyküsünde atlı karıncadan kaçan atın nasıl özgürleştiğine şahit oluyoruz. Bir otobüsle kaçışına, başındaki krizantemlerin izleyenlerin üzerine attığına inanıyoruz. Ama öldüğüne inanmak zor geliyor. "Ufuk Çizgisi" öyküsünde Leman gibi yağmurlu havada gelmeyen Behzat için koşuyoruz onunla yokuş yukarı. Saçları gür Behzat'ın ümit kesemiyoruz. "Yastık" boynumuzdaki ağrıları artırıyor aniden. Sert ve yüksek bir yün yastık koyuyor başımızın altına yazar. Hikayede bu yastık kahramanın top oynamasını engelleyen bir metafor. Kendi yastıklarımızı düşünüyoruz. Sürekli başımızın altına konan bizi rahat ettirdiği düşünülen şeylerin neleri bizden uzaklaştırdığını görüyoruz. "Kimin Adı" hikayesiyle bizi bir uçuruma daha götürüyor yazarımız. İsimler düşüyor bir bir aşağıya. Ya Fazıl değilsek. Yeni adlar buluyoruz kendimize. Yeni roller. Peki aslında biz kimiz? Uçurumun kenarından alıyor bazı öyküleriyle "Derenin Öte Tarafı" bunlardan. Bir kurt buz tutmuş gölün üstünde rehberlik ediyor çünkü. Son
Edebiyat
Yol UçurumuAybüke Akgül · Şule Yayınları · 202534 okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 40. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 13:08
Vahide, Adrian, Deniz,Azim Bey, Leman,Memo ve dahası… Attila İlhan Roman ödülünü almış bir kitap karşıma çıkan. Siyaset, aşk, toplumsal sorunlar gibi birçok konu katmanı sunuyor bize. Vahide’nin ağzından dinliyoruz hikayeyi genelde ama ara ara Adrian ve Deniz de alıyor sazı eline. Konusuna gelecek olursak kitabın Valide’nin yaşadıkları ya da tam tersi yaşayamadıkları anlatılıyor. Vahide 40 yaşını aşmış, annesi ve babası ölen Deniz ve yatalak babası Azim Beye bakmakla hayatı geçmiş bir kadın. Sevgilisi Serhat’ın bir ihbar (Azim Bey tarafından yapılan) sonucu öldürülmesiyle hayattan elini çekmiş Vahide. Sevdiği hiçbir şeyin arkasında duramamış. Yıllar sonra Bosnalı bir sokak çalgısı olan Adrian’a duyduğu aşkla çiçeğe duruyor hayatı erteleyen bu kadın. Adrian ise savaşta kaybettiği bacağının yerine bir protez bacak alma derdiyle sokaklarda içli şarkılar söylüyor. Adrian ve Vahide birbirine o kadar güzel geliyor ki gençleşiyoruz sanki bizde onlarla… Akıcı, samimi bir üslup… Yaşamaya neresinden yakalarsak orasından başlamamızı öğütleyen güzel bir kitap…
Uyanan GüzelJale Sancak · Sia Kitap · 202654 okunma
"İnsanlar artık İsa'yı dinlemiyor."
Puan vermedi·70 syf.··
2026 52. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 00:14
Stefan Zweig bir şey yazmak istediğinde isterse yedi sayfada isterse yetmiş sayfada anlatır. Ama ne olursa olsun en iyisini yazar. Bir kere bile şaşmadı bu. Leman Gölü Kıyısındaki Olay öyküsünde, savaştan kaçıp İsviçre'ye sığınan saf bir Rus askeri olan Boris'in durumu üzerinden devletlerin çizdiği yapay sınırların ve savaşın anlamsızlığını anlatmış ki bence en yalın en çaresiz haliyle anlatmış. Saf bir köylüye sen savaşın neyini anlatıp sorgulatabilirsin ki? Buradaki saf , safi saf. Önceliği toprağı ekmeği olan bir insandan bahsediyorum. Ne bilsin sizin çarınızı çariçenizi. Ya da benzeri zımbırtıları. O eve gitmek ister. Ev neresiyse orada ölmek ister. Siyaseti, haritaları ve etrafındaki insanların dilini anlayamayan, tek derdi kilometrelerce uzaktaki ailesine kavuşmak olan bu masum köylünün acımasız bürokratik çarklar arasında ezilmesi insanın şefkatini merhametini zorluyor. O an ben sadece insan görüyorum. Boris'in, savaşın kurallarını aşıp evine dönemeyeceğini anladığında kendini göle bırakması beynine kurşun yemesinden daha ağır geldi bana. Bırakmıyorlar insan rahatça ölsün. Ruhum daraldı. Bazen rüyamda bilmediğim bir dilde konuşmaya çalışırım. Çok zor bir şey o şekilde anlaşılmamak. Hele hele savaşın ortasında yanlış anlaşılabilirim korkusu. Özellikle dilinin anlaşılmamasını da iki satırda anlatmak büyük mesele. Dilini bile anlamadığın bir esir. Neden oradasın? O devletlere sormak lazım. Dilini bile anlamadığın bir yerde derdin ne işin ne. Hayır değil. Belli ki değil. Bu hep böyleymiş. Şimdi farklı mı tartışılır ama bir adamın üzerine geçirdiğin bir üniforma. Sonrası hiçlik. Kimliksiz mezarlar. Bazen diyorum ki bunu da bilmesen okumasan hissetmesen olmaz mıydı seren. Sonra diyorum ki gözünü kapayan yalnız kendine gece yapar. Savaş iyi bir şey değil. Bir hiç
Edebiyat
Leman Gölü Kıyısındaki OlayStefan Zweig · Tezgâh Cep Kitap · 2018227 okunma