Sokaklarda dans etmek istiyorum, yasaları çiğnemek istiyorum. Belki de benim yaradılışımın günaha meyilli olduğunu düşünüyorsun ama değil. Ben şaşırtıcı işler yapmaktan zevk duyuyorum. Ben bir kadın, bir insan olmak istiyorum. Benim de nefes almaya, haykırmaya hakkım olduğunu göstermek istiyorum. Neye ulaşacağımı bilmiyorum ama şüphesiz gidilecek bir yer var ve tüm benliğim o tarafa doğru akıyor. ( S/52 )
Ne çok şey istemişsin bu hayattan Furuğ... Sana biçilen kalıplara girmediğin için dışlanmışsın, içine kapanmışsın, daha çok sevmek sevilmek varken, hüzünlerinle başbaşa kalmayı tercih etmiş, şiirlerinle bu dünyaya sesini, nefesini haykırmışsın...
Makbule Aras Eyvazi, Modern Iran Şiiri'nin öncülerinden Furuğ Ferruhzad'ı anlatmış bize ilk eserinde. Bazen Furuğ'un gözünden bakmış hayata, bazen de sevdiği erkeklerin ve kardeşlerinin dilinden seslenmiş etkileyici kalemiyle... Bir kadını anlatmış bizlere aslında bir kadının gözünden. Evlat olmuş, eş olmuş, sevgili, anne, kardeş olmuş. Yarım kalan hüzünleri, aşkları, şiirleri anlatmış, tamamlamaya çalışmış bir kadın duygusallığıyla...
Erken yaşta öleceği öngörüsüyle yaşamış, yaşadığı kadarında sadece kendi olmuş, şiirleriyle ses olmuş. Bu muazzam kimlikle bir nebze de olsa tanışmak isterseniz, buyrun derim. Tüm önyargılarınızı bir kenara bırakmanız şartıyla...
Furuğ, ilk aşkına veda ediyor. Bu evin göğünde asılı kalan Perviz'in hayaline, içinde derine inip kararan ve boşluğu hiç dolmayan oğluna, Kâmi'sine veda ediyor. Köşede durup gözyaşı dökerek Furuğ'un boşluğuna bakan, o boşluğun girdabında kaybolan Hüseyin'e veda ediyor. Mahallenin meraklı yüzlerine veda ediyor. Fısıltılara, imalara, alaylara, dedikodulara veda ediyor. Furuğ içinde çırpınıp durduğu zamana, bedene, kalbe veda ediyor. ( S/117