Kitap , son zamanlarda okuduğum en sarsıcı ve bir o kadar da içten kitaplarından biri oldu. Kitabın adı bile alışılagelmiş düşüncelere meydan okuyor çünkü bizlere hep "Çok çalış, başarılı ol." denilirken o başarısızlığın da en az başarı kadar değerli bir tecrübe olduğunu anlatıyor.
Kitap, bir başarısızlık hikâyesiyle(Kime göre , neye göre başarısızlık?O tartışılır.) başlıyor ve devamında yazarın kendi başarısızlıkları ve tecrübeleriyle devam ediyor. Kendi hayatına dair anlattıkları, profesör unvanını bir kenara bırakıp, bizden biri gibi konuşmasıyla beni çok etkiledi. Akademik kariyerini kullanarak büyüklük taslamak yerine, kendi hatalarını ve düşüşlerini büyük bir içtenlikle paylaşması, kitabın en güçlü yanlarından biriydi.(Hele bir Sarar takım elbise anısı var,okumalısınız.Çoğu kişinin vardır öyle kenarda bekleyen bir takımı.)
Kitabın beni en çok düşündüren noktası, genç yaşlarda okunup okunmaması gerektiği oldu. Kızım bu yıl üniversiteli olacak.Ona okuttursam mı , okutturmasam mı , kararsız kaldım . "Kalk,Çalış, Başarısız Ol" yirmili yaşlarda mı yoksa otuzlu, hatta kırklı yaşlarda mı okunmalı bilemiyorum. Çünkü bu yaşlarda insan, hayata dair daha fazla deneyim kazanmış, başarısızlıkların tadını acısıyla , tatlısıyla öğrenmiş oluyor. Bu noktada kitap, adeta geriye dönüp hayatına bakmanı sağlıyor ve "Evet, bu gerçekten de böyle." dediğin anlar yaşatıyor. Gençlere bir umutsuzluk verir mi bilmiyorum ama deneyimli okurlar için çok daha faydalı olduğunu düşünüyorum.
Kitapta beni en çok etkileyen bölüm, başarısızlığın yalnızca kişisel çabalara bağlı olmadığı tespitiydi. Bize hep "Yeterince çalışırsan başarırsın." algısı aşılanır.(Biz de öğrencilemize böyle aşılıyoruz mesele.Kendimi bir sorguladım kitabı okurken.) Oysa bazen ne kadar çok çabalarsak çabalayalım,