Adı üstünde olan bir kitap.
Ben sevemedim ,öyküler bana göre değil bir kere daha anladım bunu.
İsteyenler okuyabilir,mutlaka okuyun diyemeyeceğim.Belki size hitap edebilir.
Nahoş ÖykülerLeon Bloy · Karbon Kitaplar · 2024453 okunma
Bir cinayet, altı yıl önce Afrika'da yarım kalmış bir hayatta kalma mücadelesiyle nasıl bağlantılı olabilir? Diriliş, bu sorunun peşinden ilerleyen ve cevabını okuru sürekli şaşırtarak veren bir roman.
Hikâye, usta bir avcı ve tahnitçi olan Leon Gott'un vahşice öldürülmesiyle başlamaktadır. Olay yerindeki ayrıntılar, bunun sıradan bir cinayet olmadığını daha ilk andan hissettirmektedir. Dr. Maura Isles'ın fark ettiği benzerlikler, dosyayı geçmişte çözülemeyen cinayetlere bağlarken soruşturma, beklenmedik şekilde yıllar önce Afrika'da kaybolan bir safari grubuna uzanmaktadır. Roman, bir yandan Boston'daki cinayetin izini sürerken diğer yandan Afrika'da yaşanan ölüm kalım mücadelesini anlatmakta ve bu iki anlatıyı ustalıkla aynı noktada buluşturmaktadır.
Gerritsen'in bu romanda en başarılı olduğu nokta, Afrika bölümlerinde doğanın acımasızlığı ile insanın ilkel içgüdülerini karşı karşıya getirirken, Boston'daki soruşturmada medeniyetin ardına saklanan kötülüğü sorgulamasıdır. Böylece roman, av ve avcı kavramlarını sürekli yer değiştiren güçlü bir metafora dönüştürmektedir.
Önceki kitaplara kıyasla aksiyonun daha yoğun hissedildiği Diriliş, farklı zaman ve mekânlarda ilerleyen kurgusuna rağmen ritmini hiç kaybetmemektedir. Her bölüm, iki hikâye arasındaki bağı biraz daha görünür kılmakta ve finale ulaşıldığında hiçbir ayrıntının tesadüfen yerleştirilmediği anlaşılmaktadır. Benim için Diriliş, sürprizlerle dolu kurgusunun ötesinde, insanın sınırlarını zorlayan koşullarda nasıl değişebileceğini de düşündüren etkileyici bir romandır.
şüküüüür bitti!!!
ben bu kadar uzun soluklu kitaplar okuyabilen bir insan değilim bir kez daha bunu anlamış olduk ama napalım iki kitabını beraber aldığım için devamını da okuyacağım..
her şeyden önce illüstrasyonlarına bayıldığım bir kitap oldu. vampir avcısı olan Gabriel de Leon'un bir vampir tarihçisine hayatını anlattığı bir kitaptı. karanlık fantastik hava kitaba o kadar iyi işlenmiş ki bayıldım. size tavsiyem kesinlikle kış zamanı okuyun. bazı kitapların mevsimi olur derler ya işte bu kitapta onlardan biri.
Hayranım… kalemine, araştırmalarına, incelemelerine, hayal gücüne, kurguna. Bir kitapta hayran olunacak ne varsa hepsine. Tess Gerritsen serisinin sondan bir önceki kitabıyla geldim arkadaşlar. Polisiye gerilim okumayı sevenler bir başlayın kitaplığınız en güzel yerinde sergileyeceksiniz bu kitapları. Şiddetle tavsiyemdir.
Kitaba gelecek olursak her zamanki olay örgüsü ve geçişleriyle yine tek solukta okuyacağınız harika bir iş çıkmış ortaya. Afrika’dan, yabani hayattan, büyük kedilerden (başını okşayabildiklerimizden değil:)) 6 yıl öncesine uzanan bir hikaye. Olay avcı ve tahnitçi olan Leon Gott’un evinin garajında karnından deşilerek ve katilin imzasını attığı 3 paralel çizgilerle kendini ele veren bir cinayetle başlıyor. Leon Gott hayvanseverlerin düşmanı, Avcıların ve meraklılarının gözdesi, 6 yıl önce Okavango deltası, Botswana’da oğlunu kaybeden bir baba. Vahşi kedilerin tüyleri, hayvan yaşamı, çizikler ve 6 yıl önceki herkesin öldüğü- dürüldüğü Safari kampında sağ çıkan Millie! Her şey birbiriyle mükemmel bağlantılı ve asla tesadüf değil. Kitabın başından beri katilin Johny olduğuna inandırılanlardan olmayın katil hep yanıbaşımızda. Bağlayın kemerleri soluksuz bir maceraya son hızla düşüyoruz..
DirilişTess Gerritsen · Doğan Kitap · 20253,589 okunma
Gustave Flaubert, 1856 yılında Madame Bovary’yi yayımladığında yalnızca bir roman yazmamış, aynı zamanda o güne dek edebiyatı domine eden romantizm akımının cenaze namazını kılmıştı. Flaubert’in kalemi, hayallerin zehrine karşı bir panzehir, daha doğrusu gerçekliğin keskin bir giyotiniydi. Roman, sıradan bir taşra hikayesi gibi başlar ancak sayfalar ilerledikçe insan ruhunun ve burjuva ikiyüzlülüğünün sarsıcı bir otopsisine dönüşür.
Emma’nın trajedisi, kötü bir insan olmasından değil, yanlış kitapları okumasından ve onlara inanmasından kaynaklanır. Zihni, manastır yıllarında gizlice okuduğu şövalye masalları, tutkulu aşk öyküleri ve lüks yaşam tasvirleriyle şekillenmiştir. Ancak kader ona, sıradanlığın ve tekdüzeliğin vücut bulmuş hali olan kocası Charles'ı ve kasvetli Yonville kasabasını sunar.
Emma'nın, içinde bulunduğu "gerçeklik" ile zihninde kurguladığı "ideal" arasındaki bu muazzam uçuruma dayanma çabası, psikoloji ve edebiyat literatürüne Bovarizm (tatmin edilemeyen idealize edilmiş hayaller hastalığı) kavramını armağan etmiştir. Emma, kurtuluşu lüks eşyalarda, borçlarda ve Rodolphe ile Léon gibi bencil aşıkların kollarında arar; ancak bulduğu tek şey çamur ve yıkımdır.
Bu kitabın bir başyapıt olmasının asıl sırrı, anlattığı hikayeden çok nasıl anlattığında gizlidir. Flaubert, yazarın eserde "Tanrı gibi her yerde olması ama hiçbir yerde görünmemesi" gerektiğine inanırdı.
Objektif bir kamera gibi, karakterlerini yargılamadan, onlara acımadan veya onları yüceltmeden aktarır. Bazen tek bir cümleyi kusursuzlaştırmak, doğru kelimeyi (le mot juste) bulmak için günlerce uğraşmış, her bir virgülün sesini test etmek için metinlerini bahçesinde bağırarak okumuştur. Bu yüzden romanda tek bir kelime bile tesadüfi değildir; her detay, kasabanın o boğucu atmosferini inşa
Madame BovaryGustave Flaubert · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201940,8bin okunma
Bu kitabın bu kadar uzun olmasının sebebi aslında ilk kitaptaki Köprü Krallığı olaylarının aynısı olmasıymış canım yazarım neden aynı olayları bize tekrar okutuyorsun tamam farklı karakterlerin gözünden oldu ama keşke biraz zaman akışı olsaydı yani ayrıca Keristen hiç mi hiç hoşlanmadım gerçekten yetersizdi tam ismine uymuş bir karakter. Bu çifti Hilal-Leon çiftine benzettim biraz ( sakın linçlemeyin Leon böyle değildi falan diye, tam olarak böyleydi) Kerisin vatanını hemencecik satması Zahranın o milliyetçi tavırları sürekli Hilalle Leonu getirdi gözümün önüne ama seriye tabi ki devam edip olayların devamında neler olacak öğreneceğiz.