Saf Canavar — Bir Teslimiyet Anlatısı
8/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
Sema Kaygusuz'un Saf Canavar'ı, ilk sayfasından son sayfasına kadar tek bir görüntünün çevresinde dönüyor: leopar ile Mira arasındaki, dile getirilemeyen ama hiç kaybolmayan bağ. Roman bu bağı baştan kurar — kara batmış bir ormanda, "kendinden başka hiçbir şeyi içermeyen tastamam bir varlık" olarak beliren leopar, Mira'nın asla ulaşamayacağı bir bütünlüğün simgesidir. Mira ise bu tamlığın "artığı"dır — insan dişinden üretilmiş, hem ondan hem ondan değil. Romanın büyük kısmı, Mira'nın bu eksiklikle nasıl yaşadığını izler: topluma ortasından dahil olmuş biri olarak, başkalarının göremediği her şeyi çıplak gözle gören, ama hiçbir şeyin içine tam olarak ait olmayan bir varlık. Bu, klasik "yapay insan gerçek insan olabilir mi" sorgusunun bilimkurgudaki alışıldık biçimidir — ama Kaygusuz bu soruyu sona kadar taşımaz. Onun yerine soruyu iptal eder. Çünkü final, Mira'nın insanlığa doğru bir yolculuğun sonunda bir cevaba ulaştığını göstermez. Mira ve "kimerik" kardeşinin öldürmek üzere olduğu leoparı bir silahın önünden kurtarmak için kendini feda eder. İlk bakışta bu bir "tamamlanma" gibi okunabilir — Mira, ulaşamadığı tamlığı koruyarak ona dokunur sonunda. Ama bu okuma, romanın asıl sertliğini yumuşatır. Daha doğru ve daha acı bir okuma şu: bu bir teslimiyettir. Mira'nın seçimi değildir bu — sistemin ona bıraktığı tek çıkış kapısıdır. Roman boyunca kurulan baskıcı düzen, Mira gibi "artık"lara hiçbir gerçek varoluş alanı bırakmaz; ne insanların arasında bir yer, ne doğaya tam bir dönüş. Tek mümkün hareket, kendini bir başkası — daha "saf" olan, daha "tamam" olan bir varlık — için yok etmektir. Bu yüzden final bir aşkınlık değil, bir tükeniştir. Burada Saf Canavar'ın asıl canavarlığının ne olduğu ortaya çıkar: canavar, Mira değildir. Canavar, kendi ürettiği varlığa hiçbir
Duygu ve Düşünce
Saf CanavarSema Kaygusuz · Metis Yayınları · 202646 okunma
Puan vermedi·218 syf.··
2026 118. kitabı
Dokuz bin yıl önce Anadolu’nun ortasında yükselen Çatalhöyük Kazıları, insanlık tarihinin en sıra dışı yaşamlarından birine tanıklık etse bu ne olurdu diye sorulsa, elbette ki konu Çatalhöyük olunca cevabı da sayısız olacaktır. Bir kazı sırasında ortaya çıkarılan bir mezar ise geçmişin derinliklerinden gelen unutulmuş bir hikayeyi gün yüzüne çıkarıyor kitabımızda. Toprağın altında bir kadın, kucağında sıvanmış bir erkek kafatası ve elinde anlamı çözülemeyen bir şeyle binlerce yıl sonrasına bir mesaj taşıyordu. Ama neydi? Kitabın dekoru binlerce yıl öncesine ait ve ilk sayfalardan itibaren çıkmak istemeyeceksiniz eminim. Biblu’nun yani bir kadının hikayesi bu. Çatalhöyük ile ilgili bilgi sahibi olduktan sonra kitabı okumak enfes bir tat. Binlerce yıl öncesinden gelen bir yaşam tarzı, sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda bir çok fikir edeceğiniz ve belki de bugüne kadar konuyla ilgili bildiklerinizi altüst edecek detayların da olduğunu söylemeliyim. Hatta kitabın kapağını kapattıktan sonra kendi tahminlerinizi ister istemez yapacaksınız. Mezardan çıkan kadın ve onun üzerine yazılan bir hikaye oldukça etkileyiciydi. Kadının kucağından çıkan kafatası kime ait ve yakınlığı nedir diye düşünürken bir de leopar kemiği sizi epey uğraştıracak. Hayat insanı bazen başladığı yere getirir. İşte tam da böyle bir hikaye…
Sonsuz Suyun KıyısındaIşıl Işık · Sayda Yayıncılık · 202611 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
10/10
·218 syf.··
Beğendi
·
2026 46. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 15:09
Bugün masamda, sadece sayfalarını değil, arkasındaki o muazzam akademik emeği, iğneyle kuyu kazar gibi işlenmiş tarihi dokuyu her satırında hissettiren, çok özel bir kitap var: Işıl Işık’ın Sonsuz Suyun Kıyısında romanı. Benim için sadece bir okuma serüveni değil, elimden bir an bile düşüremediğim için benimle birlikte neredeyse bütün Türkiye’yi gezen, harika bir yol arkadaşı oldu bu kitap. Ve az önce son sayfasını kapatmış olmanın taze heyecanıyla söylüyorum; bir kitap okumadım, adeta her karesi zihnime kazınan, büyüleyici bir sinematik film izledim! Yazarın o hayran olunası titizliği, edebi yoğunluğu ve muazzam tasvir yeteneği, bizi 9000 yıl öncesinin Çatalhöyük’üne götürüyor. Hikaye, yazarın bir kazı haberinde gördüğü gerçek bir arkeolojik buluntudan filizleniyor: Kucağında bir kafatası tutan ve leopar kemikleriyle gömülen o gizemli kadın mezarı... Yazar, geçmişin bu derin sessizliğine öyle zarif bir vefayla üflemiş ki nefesini, karşımıza muhteşem bir karakter olan Biblu çıkıyor. Yanağındaki leopar pençesi lekesi yüzünden daha doğduğu gün lanetlenen, şaman olamadığı için dışlanan ama o dışlanmışlığı saf bir bilgeliğe, şifacılığa ve iyiliğe dönüştüren bir kadının "mana arayışını" okuyoruz. Kitap, Şamanizm öğretisini o kadar duru ve derin işliyor ki, bu kültüre dair zihninizde muhteşem pencereler açılıyor. Ve o pencere demişken... Biblu' nun o kerpiç duvarlar arasından gökyüzünü seyrettiği, hayaller kurduğu o küçücük gökyüzü penceresi detayı o kadar naif, o kadar evrensel ki! Arkeolojinin o gizemli soğukluğunu, mitolojinin ve kadın şifacılığının sıcaklığıyla ısıtan bu başyapıt için yazara ne kadar teşekkür etsem az. Masamdaki bu zamansız yolculuk, kütüphanemin en özel köşesinde yerini aldı bile.
Sonsuz Suyun KıyısındaIşıl Işık · Sayda Yayıncılık · 202611 okunma
Müthiş
10/10
·280 syf.··
2026 22. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 23:32
1963 yapımı "İl Gattopardo" filmi muhteşemdi. Filme başarıyla uyarlanan kitabı daha da muhteşem. Kurulan alegorilere hayran kalmamak elde değil. Ayrıca temel felsefesini kitap boyunca genişleten yazar, bir Akdenizli toplum olarak, anlayabileceğimiz perspektifleri çok iyi yansıtmış.
LeoparTomasi Di Lampedusa · Can Yayınları · 2018183 okunma
10/10
·32 syf.··
2026 5. kitabı
Leoparlar ile ilgili çok güzel bilgiler veriyor çocuklar buna bayılır bunu daha önce okudum şimdide kızma sürekli okuyorum faydalı olduğunu düşünüyorum
Çok Havalı LeoparlarCrispin Boyer · Beta Yayınları · 202141 okunma
8/10
Leopar, 1958’te yazarın ölümünden hemen 1 yıl sonra yayımlanmış, dönemsel bir tarihi roman. Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap listesinde bulunduğundan, daha da merak ediyordum. Yüksek ihtimal listede kendine yer bulamasa da, gerek eleştirmenler gerek nitelikli okurların bunca övgüsüne mazhar olan Leopar’ı gözden kaçırmaz, yine de okurdum. İtalya’nın “Rüzgar Gibi Geçti”si olarak lanse edilen romanın konusu; 1800’ün sonlarına doğru İtalya’nın birliklerini sağlamaya çalışması, Sicilya’nın daha fazla direnememesi ve Garibaldi Devrimi’nin demokrasiyi getirme çabaları içerisinde, aristokrat bir aile mensup olan Saliha Prensi Fabrizio’nun hem kendisinin, hem ailesinin hem de eski düzenin çöküşünü görecek kadar yaşayacakları süreci ele alıyor. Roman, bana aile-çöküş konusunda Thomas Mann’in “Buddenbrooklar”ı hatırlattı. Mann’in eseri, tam da Lampedusa’nın bıraktığı yerden ele alır gibidir. Çöküşe geçen aristokrasinin yerini burjuva almıştır; leoparlar yerini çakallara, sırtlanlara bırakmıştır. Eski düzen yok olmuştur. Lampedusa, Avrupa’nın feodal çağın kırıntılarından kurtuluşuna tanıklık ettirip, giderek alevlenen bireyci toplum yapısına da göz kırpıyor. Karakterlerin çok iyi anlatılmasının yanında, kullanılan tasvirlerin gerçekliği sizi döneme götürmeyi veya gözünüzde canlandırmayı oldukça kolaylaştırıyor. Bir çöküşün simgesi olan Prens Fabrizio’yu Tatar Çölü’nün Giovanni Drogo’suna oldukça benzettim. Her ikisi de yalnızlığı iliklerine kadar hissettiren kitap karakterleri. Eser, bulunduğu dönemi çok iyi anlatmasına rağmen, eserin ana temasını değil, arka planını şekillendirdiğini de belirteyim. Yazarın girişte sizi karşılayacak bir sözüyle bitirelim incelemeyi: “Hiçbir şeyin değişmemesi için bir şeylerin değişmesi lazım!”
LeoparTomasi Di Lampedusa · Can Yayınları · 2020183 okunma