İlber Ortaylı da dahil bugünün en önemli tarihçi akademisyenlerini yetiştiren "Şeyh-ûl Müverrihin" Halil İnalcık 2016 yazında yaşamını yitirmişti. Çoğunu 70 yaşından sonra yazdığı kitapları çeşitli düzeyde tarih literatürüne dünya çapında katkılar getiren İnalcık hocanın Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar adlı dört ciltlik yapıtı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkmış. Bu ilk ciltte Klasik Dönem adını verdiği 1302-1606 dönemi inceleniyor.
Halil İnalcık'ın araştırmaları alıştığımız klasik tarih kitaplarından oldukça farklı. Tabii ki 600 yıldan fazla sürmüş bir imparatorluğun tarihini dönemlere bölerek araştırmak hemen hemen bütün tarihçilerin uygulamak zorunda kaldıkları bir yöntem, ama İnalcık hocanın kitabı takvimdeki önemli olayları anmak ve analiz etmenin dışında inceledikleri dönemlere toplumsal yaşam, ekonomi, ticaret gibi farklı açılardan bakıyor.
Kitabın ilk bölümünde İnalcık, 13. yüzyılda Anadolu Selçuklu Devleti'nin zayıflaması ve daha sonraları Anadolu'yu işgal eden Moğolların kuklası bir devlet haline gelmesinden sonra Türk beylerinin Moğol valilerinin kontrolü altında Anadolu'ya yayılıp fethetmeleriyle başlayan dönemi anlatıyor.
Kitapta ilk dikkatimi çeken, İnalcık hocanın Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşunu çocukluğumuzdan beri okulda ve okuduğumuz bir çok kitapta öğrendiğimiz gibi 1299 yılına değil 1302 yılına yerleştirmesiydi. İnalcık 1299 tarihini rivayete göre Osman Bey'in Bilecik, Yarhisar, Yenişehir ve İnegöl hisarlarını fethedip kendi adına hutbe okutarak bağımsızlık iddiasında bulunduğu tarih olarak kabul etmekle birlikte Osmanlı Beyliği'nin bir beylikten öte bir devlet haline gelmesinin 1302'de Bizans ordusuna karşı kazanılan Bapheus (Karacahisar) Savaşı'yla gerçekleştiğini düşünür.
Osman Bey dönemini anlatırken Osmanlı'ları