Bu kitabı okumam çok yoğun bir döneme denk geldiği için ve araya iki kitap soktuğum için oldukça uzun sürdü.
Tanpınar bu eserinde Türk edebiyatında en sık olarak düşülen hataya düşmemeyi yine başarıyor; üslup peşinde koşarken gerisini boşlamıyor. Hem yazarın sahip olduğu üslup, hem de kitabın içeriği ve felsefi altyapısı kitabın kendini sürüden ayırmasını sağlıyor.
Tanpınar her cümlesinin üstünde titizlikle duran, çok dolu bir entelektüel. Bu kitapta da yaşadığımız coğrafyanın şark ile garp arasında kalmışlığını sosyolojik tahliller ile ortaya çok net bir şekilde koyuyor. 1949 yılında yazılan bu kitapta Türkiye'nin bugün yaşayacağı bazı problemler çok başarılı bir şekilde öngörülmüş ve gerçekçi reçeteler önerilmiş.
Kitap çok hızlı akmıyor. Akıcı bir Tanpınar deneyimi için Saatleri ayarlama Enstitüsü daha uygun olabilir. Ama acelem yok, her cümleye özen gösteririm diyorsanız okurken çok keyif alacağınıza eminim.
Üstünde durmam gereken bir diğer konu ise bu kitabın 1949 yılında, Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nün ise 1961'de yazılmış olması. Tanpınar'ın aradan geçen 12 yılda yaşadığı gelişim de kendisine bir kez daha hayran olmamı sağladı.
Hiçbir şeyi kendimize kader yapmağa hakkımız yoktur. Hayat o kadar geniş ve insan o kadar büyük meseleler içinde ki... Onu kavramak için düşüncelerimizde ve hayatımızda hür olmalıyız.
Fakirlik insanı güzelleştirir ve asilleştirir. Fakat sefalet hoyratlaştırır; ruhen sefil eder. İnsanda insanı öldürür. İnsanlık şerefi ancak muayyen bir refah içinde mümkündür. Çalışmaya imkan verecek bir refah!