Oh! Hangisi, hangisi? diye mırıldandı.
O anda Başkan ayağa kalktı:
– Ey Beşeriyet! Mutluluk; hayatı olduğu gibi kabul etmek, ağır işlerine razı olmak ve bunların iyileştirilmesine çalışmakdır, dedi.
Beşeriyet ayağa kalktı ve:
– Ya Fahr-i Alem!(Hz. Muhammet) Beşeriyet dertlerini anlayarak çözümü bulan sadece sensin, dedi.
Ya Rab! Hayatta nedir bu lezzet?
Hayata rapteden bu garip kuvvet!
Hayat ki bi-beka, pür-derd ü keder,
Yine emel O, nedir bu hikmet?
Bir an bırakmaz insanı rahat,
Bin türlü alam, derd--i mai’şet.
Çocukluğunda ağlar beşikte,
Feryatla geçer o vakt-i ismet!
Civanlığında bin türlü amal,
Şeyhuhetinde bin türlü mihnet.
Vakt-i ecelde mazi bir an,
Bir an için mi bunca sefalet?
Hatifi bir ses verdi cevabı.
Dedi: Hayatta bu zevk ü kıymet,
Akiller için seyr-i bedayi.
Cahiller için yemekle şehvet!
Anlayan olmazsa, tarif bir şeye yaramıyor. Bana dönerek,
– Ey dilenci!.. Birinci levhadaki şiir Kaf Dağı ile Anka Kuşu’nu bildiriyor. (Kulağıma eğilerek gerekli bilgiyi verdi) İkinci levhadaki şiir ise ejderhanın sorusuna cevaptır. Bize göre sonsuz olan bu yaratılmış tüm evren ve varlıklar, bu kervanlar, bu güneşler, bu âlemler, sonsuz bir alanda ve Allahın göğü içinde yeri ve sınırı olmayan eşsiz sırra, aşk nuruna doğru uçup gidiyorlar. Bu yolculuğun, bu gidişin başlangıcı ve sonu yoktur, dedi.