Bizler hayatta kalma silahıyla donanmış hayvanlar olduğumuzu biliyoruz; yoksa dünyayı kendi düşünceleriyle şekillendiren tanrılar değiliz. Bu uzgörünün bizce hoşgörülür olması için bir şeyler gerekir, bizi biyolojik yazgıların hüzünlü ve sonsuz ateşinden kurtaracak bir şeyler...
İşte o zaman Sanatı icat ederiz. Biz hayvanların türümüzü sürdürmek için bulduğumuz başka bir yordamdır Sanat.
Yaşamak, ölmek: Bunlar inşa edilmiş olanın sonuçları. Önemli olan iyi inşa etmek. İşte, kendime yeni bir ceza verdim. Bozmaya, yapıyı bozmaya son vereceğim, inşa etmeye koyulacağım. Colombe için bile olumlu şeyler yapacağım. Önemli olan, insanın ölürken ne yaptığı. Gelecek 16 Haziran'da, inşa ederek öleceğim.
Dışarıda, bir dünya uğulduyor ya da uyukluyor, savaşlar patlak veriyor, insanlar yaşayıp ölüyor, uluslar yok oluyor, bir süre sonra batacak başka uluslar doğuyor. Bütün bu gürültü ve öfke içinde, bu taşkınlar ve çatlamalar içinde, dünya yol alıyor, tutuşuyor, parçalanıyor ve yeniden doğuyor; insan yaşamı ise çırpınıp duruyor.
O halde, bir fincan çay içelim.
İnsanlar eylemlerin değil sözcüklerin güç sahibi olduğu bir dünyada yaşıyorlar; nihai yetenek, dile hakim olmaktır. Korkunç bir şey bu! Çünkü, özünde, bizler yemek yemek, uyumak, üremek, fethetmek ve kendi alanımızda güvenlik sağlamak için programlanmış primatlarız. Bu konuda en yetenekli olanlara, içimizde en fazla hayvan olanlara ise daima başkaları, yani kendi bahçelerini savunmayı, yiyecek tavşan bulmayı ya da düzgün döllemeyi beceremezken güzel konuşanlar sahip olur... İnsanlar zayıfların egemen olduğu bir dünyada yaşıyorlar. Bu bizim hayvan doğamıza korkunç bir hakaret, bir tür sapkınlık ve derin bir çelişkidir.