Hem bazı şeyleri anlatmak da büsbütün imkânsız. Zaten en basit, en açık düşünceleri anlatmak her şeyden zordur. Eğer Colomb Amerika'yı keşfetmeden önce bu düşüncesini başkasına anlatmaya başlasaydı, ne demek istediğini uzun zaman kimse anlamayacaktı. Hem zaten anlayamamışlardı!
Belki şimdi bile içimden, söylediğim sözlerle yaptığım işlerden çok daha fazla sıkılıyorum; umarım böyledir. Yazmaya oturmakla belki hiç iyi etmedim. Çünkü sözle ifade etmek istediğimden daha çoğu içimde kalıyor. Kendi düşünceniz kötü bir düşünce de olsa henüz içinizdeyken her zaman daha derindir. Ama söze döktüğünüz zaman daha gülünç, daha şerefsizce bir şey oluyor.
Descartes, Principia Philosophiae'de; "Böylece, hakkında herhangi bir kuşku duyabileceğimiz her şeyi reddettiğimiz ya da yanlış olarak kabul ettiğimiz için, hiçbir tanrının, hiçbir semanın, hiçbir cismin var olmadığını varsaymamız kolaydır ama bundan, bunu düşünen kendimizin var olmadığı sonucunu çıkaramayız. Çünkü düşünen şeyin var olmadığını söylemek çelişki olur. O halde, 'düşünüyorum,öyleyse varım' bilgisi, her şeyden önce ulaştığımız ve düzenli bir şekilde felsefe yapan herkese kendini sunan en kesin gerçektir..."
Descartes, duyularla sakatlanmış bilince güvenilmemesi, yargılarından kuşku duyulmasını önerir; bizi bir kere aldatan yeniden aldatabilir, öyleyse yapılması gereken aldatana bir daha aldanmamaktır.