Selam kitap dostları bugün daha ilk sayfalardan beni kendisine çeken ve bir türlü elimden bırakamadığım üç farklı ülkeden, üç farklı kadının, üç aynı şey için savaştıkları bir hikayeyle geldim!
Kitabımız Hindistan kast sisteminin en alt sınıfına mensup olan Smita, İtalya’da babasının atölyesinde çalışan Giulia ve Kanada’da bir hukuk bürosunda hayatını harcayan avukat Sarah’nın hikayelerini anlatıyor. Bu üç ayrı kadın üç ayrı, bambaşka hayatlar yaşıyorlar aslında. Peki bu kadınları aynı kitapta toplayan ne olabilir? Elbette, özgürlük. Elbette, topluma baş kaldırı. Elbette, kendi doğruları için savaşmaları.
Smita geçimini bir aile mesleği olan dışkı toplayıp temizlemekle sağlarken kızı için bu geleceği istemez. Onun eğitimi için, bu hayatta kurtulması için her şeyi göze alır fakat toplum izin vermez. Ancak bu Smita’yı yıldırmak yerine daha da hırslandırır ve Smita kızıyla bambaşka bir gelecek düşünür.
Giulia, babasının saç atölyesinde çalışabilmek için liseyi bırakmış ve aile mirasını devam ettirmeyi hedeflemiştir. Yaşanan o elzem güne kadar hayatı pürüzsüz olsa da işler bir anda değişir. Annesinin ya da toplumun ondan beklediklerini yapmak yerine atölye ve aşkını kurtmak için mücadele etmeyi seçer.
Sarah ise yaşadığı onca sıkıntıya ve soruna rağmen yıllarını verdiği hukuk bürosunda hak ettiği yere gelebilmek için hep daha fazla çalışır. Hatta bu hedefi yüzünden çocuklarıyla bile yeteri kadar ilgilenemez fakat bir gün ertelediği sorunlar gün yüzüne çıkar ve toplumun ona yaptığı dışlamayı reddederek hayata karşı daha güçlü adımlar atar.
Kitap sonlara doğru biraz yavaşlasa da ben daha ilk sayfada elimden bırakamadım. Okuduklarım, öğrendiklerim beni bir nebze yıktı. Bu kitapta yaşananların gerçek olması kitabı daha değerli kılıyor bence. Biz kadınların ve her genç kızın