Leyla İbrahimoğlu

“Gemerek altlarında Kızılırmak görünür. bir çamur seli gibi akar. ne güzel, ne de heybetlidir. fakat insanda garip, melankolik duygular uyandırır. o zaman Anadolu’da hiçbir şey, Anadolu’yu Kızılırmak kadar doğru aksettiremezdi: fakir, somurtkan ve dertli…”
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“biz hepimiz, bu ordu milletin askerleriydik. en ateşli çağımız onundu. gel deyince gider ve gittiğimiz yerlerin adını bile beceremezdik. bizim çocukluk hayallerimizi büyüleyen imparatorluğun nizamı buydu…”
“biz, şimdi kırkına yaklaşanlar, osmanlı imparatorluğu’nun son gençleriyiz. 1914’te üç, beş, yedi yaşında bulunan çocuklar, bugün yeni Türkiye’nin gençleri olmuşlardır ve hatıralarında imparatorluktan hiçbir iz kalmamıştı. işte onlara, saltanatın, Suriye’de, Filistin ve Hicaz’daki son yıllarını anlatmak istiyorum. Bizden Belgrad’ı aldıkları zaman, düşman delegeleri Niş kasabasını da istemişlerdi. Osmanlı delegesi ayağa kalkarak: -Ne hacet, dedi, İstanbul’u da size verelim. Babalarımız için Niş, İstanbul’a o kadar yakındı. Biz eğer Vardar’ı, Trablus’u, Girit’i ve Medine’yi bırakırsak, Türk milleti yaşayamaz sanıyorduk. Çocuklarımızın Avrupası Marmara ve Meriç’te bitiyor.”
“hayır, Anadolu, Rumeli çocuklarının hayallerini dolduracak bir yer değildi. bizim hayalimiz, o günlere kadar, Tuna’da, Kafkasya’da, Afrika’da, Hint kapılarında dolaşmıştı. bizim kafalarımızda yaşattığımız rüya, bir cihan hâkimiyetiydi. her birimiz bir cihangir olacaktık. İskender gibi, Yavuz gibi, Napolyon gibi.”
“..statüko, kesin olarak ve ebediyen, hem de bizim aleyhimize bozuldu. bütün bunlar o zaman ve hele yeni yetişen ve ilk gençlik çağlarını yaşayan Türk çocukları için beklenmedik şeylerdi. ben de bu çocuklardan biriydim. bizler, bu netice için hazırlanmamıştık. biz, birtakım adı belirsiz hayal dağları ardından doğacak başka türlü sabahların rüyasını görüyorduk. biz, fetihler, zaferler, genişlemeler, şanlar ve nihayet bir cihangirlik için hazırlanıyorduk. .. bütün inandığımız şeyler demek ki bir vehimdi, bir aldanıştı. bu imparatorluk aslında belki çoktan ölmüştü. biz onu belki de sadece, kendi hayalimizde yaşatmıştık. şu kaybolan Osmanlı Afrikası, belki hiçbir zaman bizim olmamıştı. şu Osmanlı Avrupası belki çoktan beri artık bizim sayılamazdı. Girit, Şarkî Rumeli, Tuna eyaletleri olan Bosna-Hersek, demek ki çoktan bizim için artık tarihe karışmıştı. .. ya Anadolu? devletin bütün toprakları içinde belki tek temel olan, fakat bu devleti idare edenlerin, hiç bilmedikleri, hiç benimsemedikleri bir yer varsa o da Anadolu’ydu.”