“..statüko, kesin olarak ve ebediyen, hem de bizim aleyhimize bozuldu.
bütün bunlar o zaman ve hele yeni yetişen ve ilk gençlik çağlarını yaşayan Türk çocukları için beklenmedik şeylerdi. ben de bu çocuklardan biriydim. bizler, bu netice için hazırlanmamıştık. biz, birtakım adı belirsiz hayal dağları ardından doğacak başka türlü sabahların rüyasını görüyorduk. biz, fetihler, zaferler, genişlemeler, şanlar ve nihayet bir cihangirlik için hazırlanıyorduk.
..
bütün inandığımız şeyler demek ki bir vehimdi, bir aldanıştı. bu imparatorluk aslında belki çoktan ölmüştü. biz onu belki de sadece, kendi hayalimizde yaşatmıştık. şu kaybolan Osmanlı Afrikası, belki hiçbir zaman bizim olmamıştı. şu Osmanlı Avrupası belki çoktan beri artık bizim sayılamazdı. Girit, Şarkî Rumeli, Tuna eyaletleri olan Bosna-Hersek, demek ki çoktan bizim için artık tarihe karışmıştı.
..
ya Anadolu? devletin bütün toprakları içinde belki tek temel olan, fakat bu devleti idare edenlerin, hiç bilmedikleri, hiç benimsemedikleri bir yer varsa o da Anadolu’ydu.”