Hikâye 22 yaşındaki Yusuf’un hikâyesiyle başlıyor. İstanbul’un kalabalığına alışmış, ama içine kapanık bir genç. Üniversiteyi uzatmış, sevdiği bölümde değil. Sabahları uyanmak için değil, sadece alışkanlıkla gözünü açıyor. Günleri birbirinin aynı: Kahvesini iç, servise bin, derse gir, çık, biraz internette oyalan, gece yatağa gir, uykusuzlukla debelen. Hayatın fonunda hep bir cümle: “Ben bir hiçim.”
Bir sonbahar günü, Kadıköy’de sahilde otururken ikinci el bir kitapçıya giriyor. Sadece zaman geçirmek için. Tozlu raflarda bir kitap gözüne çarpıyor: “Hiç Kimse Sıradan Değildir.” Kapaktaki cümle gözlerinin içine bakar gibi:
“Sıradan bir adam, bir suçun ortasında kahramana dönüşür.”
Kitabı alıyor, o gece okumaya başlıyor. Başkarakter Ed Kennedy ile ilk sayfada tanışıyor. Yusuf, Ed’i çok tanıdık buluyor: 19 yaşında, vasat bir hayat süren, taksi şoförlüğü yapan bir genç. Ailesiyle ilişkileri kopuk, kendine inancı eksik, sıradan olduğunu kabullenmiş bir adam. Tıpkı Yusuf gibi. Ama bir gün, bir banka soygununa tanıklık ediyor Ed. Beklenmedik biçimde olaya dahil oluyor. O gün her şey değişiyor. Posta kutusuna gelen bir iskambil kartıyla… Üzerinde hiçbir açıklama olmayan bir mesaj: As’lar. Görev başlıyor.
Yusuf okudukça hikâyenin içine çekiliyor. Ed'in başına gelen olaylar, bir domino taşı gibi hayatını etkilemeye başlıyor. Her kartta yeni bir görev, her görevde yeni bir yüz, bir hayat, bir acı… Ed sıradanlıktan sıyrılırken Yusuf, kendi sıradanlığına aynadan bakıyor. Ed başkalarının hayatına dokundukça, Yusuf’un da içindeki uyuyan vicdan uyanıyor.
Kitap ilerledikçe Yusuf kendine itiraf etmek zorunda kalıyor:
“Ben aslında sadece korkuyordum. Harekete geçmeye değil, hissetmeye korkuyordum.”
Ed’in, tanımadığı insanların yaşamlarına dokunması, Yusuf’un zihninde bir kapı