Kitabın içeriğine ve derinine inmeden, içselleştirip şekillendirme kısmını size bırakarak kendi kafamda dönen ufak bir fırtına içinden küçük çıkarım yapmak, kitabı okumuş ve yapboz parçalarını kafasında toplamak isteyen okurlara da bir kapı açmaya çalışmak istiyorum
Sabahattin Ali'nin bu eserinde bana başlıktaki soruyu kitabın olağan akışı içerisinde defalarca sordurduğunu ve benim buna nasıl cevapsız kalıp aciz bir şekilde soru işaretlerinin arkasını dolduramadığımı, yazarın kendisinin yöneltmiş olduğu sorunun cevabını da, gerçeğin özünü de tam olarak bildiği, benim ve hepimizin bu soruların "içimizde tuttuğumuz ve gün yüzünden uzak tuttuğumuz gerçek doğrularını" zihnimizin derin kuyularından yavaş yavaş nasıl çektiğini fark ettim. En sade bakış açısıyla iki aşığın hayatının hikayesi ve bir de yıllarca içeride tutulan ve sözlere dökülememiş gerçek aşk mantığında bakılabilse de aslında hem başkarakterlerimiz Ömer, hem de Macide'de insanın fıtratından süregelen bir öz karakteristik özelliklerini görmekte ve adeta içselleştirerek yaşamaktayız.
"Tutturmuşsun şeytan da şeytan, kimdir ulan bu?" diye bir sorup baktığımız zaman, hayatımızın bitmeyen onlarca sürecinde birçok defa tam olarak fark ettiğimiz, bizim günlük hayatımızda ömrümüz boyunca yıllarca yaptığımız, örnek olarak en ufak bir çalışma isteği arzusunu ve şevkini dahi başımızdan kolayca savdığımız durumların, kendimizi yalanlarla kandırarak yaşadığımız ve asla geliştirme çabası içine girmediğimiz, bundan dolayı da suçu, sorunu hep süregelmiş bir algı olan "şeytanın vesveselerine ve kalbi kararmış insanlara, zaman yetersizliğine" atan kişilerin aynalığını yapan bir Ömer karakteri ile karşılaşıyoruz.
Bu noktada ben de aynaya dönüp sordum:
"Acaba şeytan gerçekten var mı?" yoksa "Onu biz kendi kötü yanımızdan kaçıp
Evet başlıkta bir üç nokta gördünüz. "Neden?" sorusunu sorduysanız belirteyim cevabı sizsiniz. Bu kitabı ancak sadece okuyanın değil, kendi içinde anlamlandıran ve bu geniş dünyanın çevresinde zamana karşı mekik dokur bir biçimde Thruscross Çiftliği-Uğultulu Tepeler arasında yaşanan kargaşalar, ayrılıklar, öç almalar, savaşlar, sonu gelmez geceler, ölümler, krizler ve hepsinin ortak noktası olan "aşk" altında toplandığı tüneli, yolu veya isteyenin istediği gibi betimleyebileceği yerde görenlerin cevaplandıracağı bir üç nokta -aslında o noktalar hepimizin hayatının bir yerinde, anında sonsuz bir kuyu biçiminde olan yaşanmışlıkları temsil ediyor- olduğunu fark edecek, üstüne üstlük derin yolculuklara çıkacaksınız kahvenizin tıpkı bu şaheser gibi damağınızda bırakacağı keskin acı, özlem ve sevgi ile. Şuan da, bu kitap belki koltuğunuzun altında, belki de size hiç olmadığı kadar uzakta sizi bekliyor çünkü okuyacaklarınız veya okumak üzere olacaklarınız aslında şu ana kadar yaşamış herkesin, her kültürün ve her kalbin içinden "bir tutam" koparabilmiş bir yapıt. Kafanızı karıştırmış olabilirim, ama bana inanın "Uğultulu Tepeler" eserini bitirdikten sonra yaşayacağınız karmaşıklığın getireceği hislerin çok daha altında bir durum benim size şuan yaşattığım. Keyifli okumalar dilerim...
Okuyun, okutturun...
Şuan yaşadığınız an'lar, hayatlar belki de başkalarının cennetidir, şükredin.
500 sayfa, hiç bu kadar kısa ve etkileyici olmamıştı.